“Sürecin” Yanılsa(t)malı Dinamikleri (1)

Dem Parti, Kürt Meselesi, Demokrasi, Otoriterlik

Öne Çıkan Yazılar | Featured Articles

Dem Parti, Kürt Meselesi, Otoriterlik

“Sürecin” Yanılsa(t)malı Dinamikleri (2)

Yazıyı Oku | Read Article

Dem Parti, Kürt Meselesi, Demokrasi, Otoriterlik

“Sürecin” Yanılsa(t)malı Dinamikleri (1)

Yazıyı Oku | Read Article

Akp, Otoriteryanizm, Sol, Direniş, Gezi

Gezi Direnişi Yazıları

Yazıyı Oku | Read Article

S. Murat Paker

(*) Bu makale ilk olarak 23 Ekim 2026 tarihinde Yeni Arayış web dergisinde yayınlanmıştır.

 

Özet

Mevcut Süreç, silahların susması ile demokratikleşme arasındaki mesafenin belirsiz bırakıldığı bir zeminde ilerliyor. Bu iki bölümlük yazıda, “yanılsa(t)ma” kavramıyla hem aktörlerin kendi beklentilerine kapılmasını hem de topluma güvencesiz beklentiler sunmasını tartışıyorum. İlk bölümde Süreç’in başlangıcındaki senaryoları ve Çerçeve Yasa’nın yarattığı açmazları; ikinci bölümde Çandar, Temelli, Hozat ve Uçum’un açıklamalarını inceliyorum. Bu açıklamalar, iktidarın devamlılık hesaplarıyla Kürt Siyasi Hareketi’nin demokratikleşme beklentileri arasındaki gerilimi ve Öcalan merkezli irade yapısının doğurduğu sorunları görünür kılıyor. Tarafların gücü ve sorumluluğu eşit değil: Süreç’in hukukunu, takvimini ve sınırlarını büyük ölçüde otokratik iktidar belirliyor. Negatif barışın kazanımları son derece değerli; ancak demokratikleşme, iktidarın sonradan vereceği bir ödül olarak beklenemez. Demokratik bir çözüm, KSH’nin çoğul ve bağımsız siyasi iradesini güçlendirmesini ve diğer demokratik güçlerle ortak mücadelenin bugünden kurulmasını gerektiriyor.

Anahtar kelimeler: Kürt sorunu, yanılsa(t)ma, negatif barış, demokratikleşme, otokratik iktidar, Çerçeve Yasa, siyasi öznelik.

x x x x x

 

Mevcut Süreç ile ilgili Yeni Arayış’ta 6 Mayıs 2025 tarihinde yayınlanan ilk makalemin başlığı Alaturka ve Alakürdi Barış İşleri idi. Türk-tarzı ve Kürt-tarzı barış işleri. Herkesi şaşırtarak başlayan bu Süreç’in neden başlamış olabileceğini ve ne tür sonuçlar doğurup doğuramayacağını ayrıntılı olarak tartışmıştım (Paker, 2025a). Bir dostum, makaleyi çok beğendiğini ama neden “alaturka” ve “alakürdi” deme gereği duyduğumu anlamadığını belirtmişti. Ben de “mevcut çatışma çözümü örnekleriyle karşılaştırıldığında çok fazla kendine özgü olduğu için” şeklinde bir cevap vermiştim. O da kısmen haklı olarak “ama bütün bu süreçler kendine özgü değil mi?” diye karşı çıkmıştı ve konuyu uzatmamıştık. Şimdi ise Süreç’in geldiği tuhaf tıkanıklık hali nedeniyle bu meseleyi biraz uzatmak istiyorum. Bu Süreç’in alaturka ve alakürdi özellikleri hangi siyasi açmazları üretiyor ve barış ihtimalini nasıl kırılganlaştırıyor?

Bu sorunun kısa cevabı şu olabilir: Süreç’in en başından beri hem otokratik iktidarın hem de Kürt Siyasi Hareketi’nin (KSH) söylemleri, üzerinde anlaşılmamış ya da gerçekleşmesi güvence altına alınmamış sonuçlar hakkında toplumsal beklentiler üretti. Bu yazıda “yanılsa(t)ma” diye adlandıracağım dinamik iki boyutlu: Hem aktörlerin kendi beklentilerine kapılmasını hem de topluma yanıltıcı beklentiler sunmasını kapsıyor. Her durumda ne kadarının yanılma, ne kadarının bilinçli yanıltma olduğunu bilemeyiz; ancak söylenenlerle yapılanlar arasındaki mesafeyi değerlendirebiliriz. Üstelik tarafların gücü ve sorumluluğu eşit değil: Süreç’in hukukunu, takvimini ve kamusal tartışmanın sınırlarını büyük ölçüde iktidar belirliyor.

Alaturka ve Alakürdi Barış İşleri

6 Mayıs 2025 tarihli makalemin bir bölümünde Süreç’e dair dört ihtimali değerlendirmiştim. O makaleden bazı alıntılar yaparak devam edelim:

“… Bu sürecin alaturka diye nitelendirdiğim yanı, iktidar kanadının bu süreci yürütürken artık gelenekselleşmiş kayyum, hukukun araçsallaştırılması, gözaltılar, davalar vb. her türlü baskı ve eziyet yöntemini izlemeye ve askeri operasyonlara devam etmesidir. Güya barışılacaktır, demokratik siyasetin önü açılacaktır, ama bunun tam tersi işler yapılmaya tam gaz devam edilmektedir. İmamoğlu ve CHP’ye yapılanlar ortadadır. Bu satırların yazıldığı günlerde, aynı gün içinde DEM heyeti Adalet Bakanı ile görüşürken, Demirtaş’a yeni davalar açılmıştır. Bu hamleler, ‘bu tür süreçlerde olur böyle şeyler’ basitliğinde geçiştirilebilecek şeyler değildir. Söylemlerle eylemler arasındaki açı oldukça büyüktür.” 

“Sürecin alakürdi diye nitelendirilebilecek yanı ise, Kürt tarafının bu bahsettiğim alaturka hallerde sanki hiçbir tuhaflık ve sorun yokmuş gibi davranma konusunda gösterdiği heves ve esnekliktir” (Paker, 2025a). 

“’Onurlu barış’ hedefi olduğunu sürekli dile getiren KSH, sürecin en başında, iktidardan ilk yoklama geldiğinde şöyle bir tutum takınabilirdi: ‘Evet biz de konuşmak görüşmek, barışçıl bir çözüme ulaşmak isteriz, ama kendi yasalarına ve anayasasına bile uymayan bir iktidarla neyi, nasıl ve neden görüşebileceğimizi bilemiyoruz. O yüzden önce lütfen kendi yasalarınıza uyun, İmralı’daki tecridi kaldırın; AYM ve AİHM kararlarına uyup, Demirtaş, Kavala, Atalay ve arkadaşlarını serbest bırakın; sürece katkı verecek insanların sonradan başına daha önceki süreçte olduğu gibi belalar gelmesini engelleyecek yasal düzenlemeleri yapın ve hakaretamiz/tehditkâr dilinizi düzeltin, sonra gelin her şeyi konuşalım.’ KSH (daha doğrusu bu süreçte Kürt tarafının ‘tek adamı’ gibi bir rol oynadığı izlenimi veren Öcalan) böyle bir duruş sergilemeyi tercih etmemiş, muhtemelen bilemediğimiz nedenlerle, öncelikler farklı bir sırada ve yoğunlukta tanımlanmıştır…” (Paker, 2025a).

“İhtimal 1: “Terörsüz Türkiye” = PKK koşulsuz olarak ve bütün parçalarıyla kendini feshedecektir (İhtimal %0 – sıfır). AKP/MHP iktidarının birçok temsilcisi tarafından dile getirilen bu hedefin gerçekleşme ihtimali sıfır olarak görünmektedir. PKK, kendini feshedebilir, Türkiye’ye yönelik silahlı mücadeleden vazgeçebilir, ama bunları ne koşulsuz olarak ne de bütün parçalarıyla yapacaktır veya yapabilir…” (Paker, 2025a).

Meseleyi bir miktar yakından izleyen herkesin kolayca görebileceği bu hakikate rağmen, otokratik iktidar topluma Süreç’in en başından beri “PKK’nin koşulsuz olarak ve bütün parçalarıyla kendini feshedeceğini, silahlarını teslim edeceğini” vb. anlatmıştır. KSH’nin açıklamaları ise silahsızlanmanın kapsamı, koşulları ve farklı coğrafyalardaki karşılığı konusunda bu beklentiyi giderecek bir açıklık sağlamamıştır. Bu oluşturulan beklentiye rağmen, toplumun gördüğü olgular ise koşulsuz bir durum olmadığı, yoğun müzakerelerin/pazarlıkların yapıldığı, her parçada fesih gibi bir durumun olmadığı ve hatta çok yakınlarda PKK liderlerinden Bese Hozat’ın silahların Türkiye’ye teslim edilmesini reddederek diğer parçalardaki Kürtlerin öz savunmasında kullanılabileceğini söylemesidir (Tatari, 2026). Bu konuda açık bir şekilde yanılsamalı ve yanılsatmalı bir süreç yürütülmüştür.

“İhtimal 2: PKK kendini feshettikten sonra sıra Meclis’te Kürt sorununun demokratik çözümüne gelecektir (İhtimal %0 – sıfır). Bu ihtimal üzerine uzun analizler yapmaya gerek yok. Uzun zamandır devam eden otokratik rejimlerde, rejimin-liderin ana motivasyonunun iktidarını sürdürmek olduğunu, bir lider-iktidar değişimi, yoğun içsel direniş veya devrim, iktidar koalisyonunda ciddi çatlak-çatışma veya uluslararası baskılar olmadığı takdirde rejimin içsel dinamikleriyle demokratikleşmesinin imkânsız olduğunu biliyoruz (Levitsky & Way, 2010; Treisman, 2020). Dolayısıyla, çok özetle söylemek gerekirse, PKK’nin kendini feshetmesi, eğer gerçekleşirse, çok muhtemeldir ki Türkiye’nin demokratikleşme dinamiklerini güçlendirecektir, ama bu dinamikler aynı zamanda mevcut otokratik rejimi de tehdit edeceği için, bir iktidar değişimi olmadan Kürt sorununun demokratik çözümü mümkün görünmemektedir…” (Paker, 2025a).

İkinci ihtimal üzerinden üretilen beklenti daha da sorunlu. KSH, negatif barışın ardından demokratikleşme ve pozitif barış için mücadele edeceğini sürekli olarak vurguladı. Ancak bu mücadelenin hangi güçlerle, hangi güvencelerle ve iktidarın direnci karşısında nasıl yürütüleceğini aynı açıklıkta ortaya koymadı. Böylece, otokratik iktidar mevcut anayasaya bile uymaz, kayyum uygulamalarını sürdürür ve yargı üzerindeki mutlak denetimi sayesinde muhalefetin hareket alanını sistematik olarak daraltırken, Süreç’in aynı otokratik iktidar altında demokratikleşmeye açılabileceği beklentisi canlı tutuldu. Sorun, demokratikleşmeyi talep etmekte değil; bu talebi gerçekleştirecek siyasi kapasiteyi göstermeden beklenti yaratmakta.

Hakkını yemeyelim, mevcut otokratik iktidarın bu ikinci ihtimal konusunda KSH kadar büyük bir yanılsatma katkısı olmamıştır. Hem sayısız örneği olan otokratik uygulamalarıyla hem de zaman zaman yaptığı açıklamalarda sürecin yalnızca “Terörsüz Türkiye” süreci olduğunu vurgulamasıyla, otokratik iktidar başından beri mevcut Süreç’ten muradının ne olduğunu net bir şekilde ve defalarca ifade etmiştir. Ama daha yakın zamanlarda iktidar çevrelerinden seçimlerden sonra anayasa değişikliğiyle demokratik reformlar yapılabileceği yönünde mesajlar gelmeye başlamıştır (örn. Uçum, 2026).

6  Mayıs 2025 tarihli makalemde yanılsatmalı-olmayan diğer iki ihtimali şöyle dile getirmiştim:

“İhtimal 3: Sınırlı bir “negatif barış” üzerinden Türkiye’nin “alt-emperyalist” kapasitesini yükseltmesi ve KSH’nin kimi kazanımlar edinmesi (İhtimal %33.3)” (Paker, 2025a).

İhtimal 4: Yüzleşme ve toplumu hazırlama boyutlarını da içeren eşitlik temelli bir çözüm perspektifi olmadığı için sürecin kasten veya kazaen çökmesi ve yeni bir kaotik dönemin başlaması (İhtimal %66.6)” (Paker, 2025a).

“Sınırlı bir negatif barış” çerçevesinde KSH bu Süreç’te, silahlarını teslim etme karşılığında çeşitli infaz/af düzenlemeleriyle binlerce mensubunun cezaevinden, dağdan, sürgünden kurtulmasını ve diğer yurttaşlar gibi/kadar (yani gayet anti-demokratik bir ortamda) siyasi hayatın içinde yer almasını sağlayabilecekti. Bilindiği gibi, bu iş için bir Çerçeve Yasa çıkarıldı. Aylarca bekletildikten ve DEM milletvekillerine bile son saatlerde gösterildikten sonra Meclis’ten çok büyük bir destekle çıkan yasa. KSH, bu yasayı eksik bulsa bile, Öcalan’ın oluru alındığı için onu hararetle “çok önemli bir ilk adım” olarak tanımlamış ve yasayı eleştirenlere bozuk atmıştı. Oysa bu yasa, Türk-Kürt meselesinin demokratik çözümüne dair hiçbir -perspektifi geçtim- ima bile sunmadığı gibi, negatif barış sürecini de tamamen otokratik iktidarın denetimine bırakıyordu. Bu durum da seçime giden yolda KSH’nin bu yasa marifetiyle otokratik iktidar tarafından rehin alınmasına alabildiğine açık bir alan yaratıyordu. Kısaca, bu yasa da Süreç’in yanılsatmalı dinamiklerine yeni bir halka eklemişti. Çerçeve Yasa’yı ve KSH’nin problemleri ile zor ikilemlerini daha önce ayrıntılı olarak tartışmıştım (Paker, 2026a, 2026b, 2026c). 

2026 yazı böyle geçti; Meclis yeniden açıldı, siyaset hızlandı, otokratik iktidarın malum uygulamaları dozunu artırarak devam etti ve Ekim ayına geldik. Son 10 günde bu Süreç kapsamında öyle kritik açıklamalar yapıldı ki, birçok makalemde ele almaya çalıştığım dinamikler/ihtimaller çok daha görünür hale geldi.

Yarın yayınlanacak ikinci bölümde, Cengiz Çandar, Sezai Temelli, Bese Hozat ve Mehmet Uçum’un son günlerde Süreç ile ilgili yaptıkları açıklamaları ele alıyorum.

 

Kaynaklar

Euronews. (2026, 15 Ekim). Mehmet Uçum’dan yeni anayasa açıklaması ve seçim takvimi.

Kırımlı, K. (2026, 14 Ekim). DEM Parti Grup Başkan Vekili Temelli: Çandar’ın açıklamaları kendi projeksiyonudur. Evrensel.

Paker, M. (2025a, 6 Mayıs). Alaturka ve AlaKürdi barış işleri. Yeni Arayış.

Paker, M. (2025b, 21 Kasım). “Sürecin” Mandela sorunsalı (veya “Önderlik” neye ne kadar muktedir olabilir?). Yeni Arayış.

Paker, M. (2026a, 31 Ağustos). “Süreç”te ara muhasebe (1): Çerçeve Yasa ve negatif barış. Yeni Arayış.

Paker, M. (2026b, 9 Eylül). “Süreç”te ara muhasebe (2): Barış–demokrasi gerilimi. Yeni Arayış.

Paker, M. (2026c, 17 Eylül). “Süreç”te ara muhasebe (3): Kürt Siyasi Hareketi’nin demokratikleşme açmazı. Yeni Arayış.

Paker, M. (2026d, 28 Eylül). “Süreç”te ara muhasebe (4): Yeni Parti ne kadar yeni olabilecek? Yeni Arayış.

Paker, M. (2026e, 9 Ekim). “Süreç”te ara muhasebe (5): Demokrasi ittifakı kurulabilir mi? Yeni Arayış.

Rûdaw. (2026, 11 Ekim). Özel röportaj – Cengiz Çandar: Yasanın hayata geçebilmesi için Öcalan’ın devrede olması gerekiyor.

Tatari, T. (2026, 15 Ekim). Bese Hozat: Silahlar niye Türkiye’ye gitsin, o sürece son verdik; çerçeve yasa ‘bir ilk olarak’ anlamlı ancak demokratik çözüme evrilmezse süreç yürümez. T24.

Uçum, M. (2026, 17 Ekim). Terörsüz Türkiye’ye geçiş artık engellenemez. Anadolu Ajansı.

 

www.muratpaker.com

www.psikopolitik.com

 

İletişime Geçin | Contact Me

Benimle iletişime geçmek için aşağıdaki formu doldurabilirsiniz.
-
You can fill out the form below to contact me.

PAYLAŞ - SHARE