“Süreç”te Ara Muhasebe (5): Demokrasi İttifakı Kurulabilir Mi?
Dem Parti, Kürt Meselesi, Demokrasi, Yeni Parti
Öne Çıkan Yazılar | Featured Articles
Dem Parti, Kürt Meselesi, Demokrasi, Yeni Parti
“Süreç”te Ara Muhasebe (5): Demokrasi İttifakı Kurulabilir Mi?
Kürt Meselesi, Demokrasi, Yeni Parti
“Süreç”te Ara Muhasebe (4): Yeni Parti Ne Kadar Yeni Olabilecek?
Psycho-politics, Reconciliation, Trauma, Academic, Democracy, Dissociation, Presentation, Psychoanalysis
The Case Of Multi-layered Dissociation: Dominant Political Culture İn Turkey – A Psycho-political Analysis
S. Murat Paker
(*) Bu makale ilk olarak 9 Ekim 2026 tarihinde Yeni Arayış web dergisinde yayınlanmıştır.
Özet
Bu makale, “Süreç’te Ara Muhasebe” dizisinin beşinci yazısı olarak, Türkiye’de otokratikleşmenin ulaştığı düzey karşısında geniş bir Demokrasi İttifakı’nın mümkün ve gerekli olup olmadığını tartışmaktadır. Rekabetçi otoriterlik ve faşizanlaşma analizlerinden hareketle, parçalı demokratik muhalefetin rejimin en önemli avantajlarından biri haline geldiği savunulmaktadır. Böyle bir ittifakın iki büyük siyasal taşıyıcısının Yeni Parti ile Kürt Siyasi Hareketi/DEM olması; sol-sosyalist partiler, demokratik-muhafazakâr çevreler, sendikalar, meslek örgütleri, insan hakları hareketleri ve demokratik aydınların da sürece katılması gerektiği ileri sürülmektedir. İttifakın serbest seçimler, hukukun üstünlüğü, eşit yurttaşlık, çoğulculuk, sosyal adalet ve demokratik yöntemler üzerinde yükselmesi; Türk-Kürt meselesinde ise negatif barıştan pozitif barışa geçişi mümkün kılacak asgari uzlaşıların geliştirilmesi önerilmektedir. Sonuçta, geniş bir Demokrasi İttifakı’nın giderek siyasal bir zorunluluk haline geldiği vurgulanmaktadır.
Anahtar kelimeler: Demokrasi İttifakı, otokratikleşme, rekabetçi otoriterlik, faşizanlaşma, Yeni Parti, Kürt Siyasi Hareketi, DEM, pozitif barış, eşit yurttaşlık, Demokratik Cumhuriyet
x x x x x
Giriş: Dört makalenin bizi getirdiği yer
Bu serinin ilk dört makalesinde aslında aynı temel sorunun etrafında dolaştım: Negatif barış ile demokratikleşme arasındaki mesafe nasıl kapanacak ve bunu kim kapatacak? İlk yazıda, Çerçeve Yasa’nın PKK’nin silahsızlanması ve çatışmanın sona ermesi açısından önemli bir negatif barış imkânı yarattığını, ancak bunun kendiliğinden pozitif barışa veya Türkiye’nin demokratikleşmesine dönüşmeyeceğini tartıştım (Paker, 2026b). İkinci yazıda bu ayrımı daha da belirginleştirerek, otokratik rejimlerin çatışmayı sona erdirebileceklerini, hatta sınırlı bazı pozitif barış adımları atabileceklerini; ancak bundan genel bir demokratikleşme beklentisi çıkarmanın ciddi bir yanılgı olacağını; tam tersine bu tür adımların otokratik rejimleri pekiştirme riski de taşıyabileceğini savundum (Paker, 2026c).
Üçüncü makalede bu soruyu Kürt Siyasi Hareketi (KSH) açısından ele aldım: Negatif barış için otokratik iktidar ile müzakere etmek gerekli olabilir; ancak Türkiye’nin demokratikleşmesinin ana güzergâhını İmralı-devlet/iktidar ilişkisinde aramanın nasıl bir yanılgı olabileceğini ve KSH’nin Kürtlerin eşit yurttaşlık mücadelesini Türkiye’nin diğer demokratik dinamikleriyle buluşturması gerektiğini tartıştım (Paker, 2026d). Dördüncü makalede aynı sorumluluğa Yeni Parti açısından yaklaştım: Yeni Parti’nin eski CHP’nin devletçi ve Türk-merkezli bagajını aşarak KSH’yi eşit bir demokratik aktör olarak görebilmesi ve restorasyon yerine daha kurucu bir Demokratik Cumhuriyet perspektifine yönelmesi gerektiğini vurguladım (Paker, 2026e).
Bütün bunların bizi getirdiği soru artık daha somut: Türkiye’de otokratik rejimi aşabilecek ve demokratik bir cumhuriyet kurabilecek geniş bir Demokrasi İttifakı oluşturulabilir mi?
Neden bir Demokrasi İttifakı gerekiyor?
Her şeyden önce Türkiye’de artık normal/olağan bir iktidar-muhalefet rekabetinden söz etmiyoruz. Seçimler hâlâ yapılıyor ve muhalefetin kazanma ihtimali tamamen ortadan kalkmış değil; ancak devletin kurumsal ve ekonomik imkânları, yargı, medya düzeni ve çeşitli baskı araçları iktidar lehine son derece eşitsiz bir siyasal alan yaratıyor. Siyaset bilimi literatüründe Türkiye’deki mevcut rejimi açıklamak için en sık kullanılan kavramlardan biri rekabetçi otoriterlik: Demokratik kurumlar tümüyle ortadan kalkmıyor, fakat oyun alanı iktidar lehine sistematik biçimde eğiliyor (Castaldo, 2018; Levitsky & Way, 2010). Ancak kimi yorumcular, bu kavramsallaştırmanın yaşanan dönüşümün ulaştığı noktayı açıklamakta yetersiz kaldığını düşünüyor ve süreci yeni faşizm, geç faşizm veya daha genel olarak faşizanlaşma kavramlarıyla ele alıyor (Oğuz, 2023, 2025; Uysal, 2026). Ben de daha önce faşizmi yalnızca Hitler Almanyası ve Mussolini İtalyası gibi klasik tarihsel biçimlerine indirgememenin, değişen koşullarda ortaya çıkan yeni tezahürlerini de hesaba katmanın önemini tartışmıştım (Paker, 2025a).
Türkiye’de mevcut iktidarın muhalefetle ilişkisi de giderek yalnızca seçimlerde yenme meselesi olmaktan çıktı. Daha önce emperyal-feodal rejim mimarisi olarak tarif ettiğim yapı, siyasal aktörleri eşit ve özerk muhataplar olarak kabul etmek yerine, onları merkeze bağlı, itaatkâr ya da en azından kontrol edilebilir parçalara dönüştürmeye çalışıyor (Paker, 2026a). Böyle bir rejim karşısında demokratik güçlerin kendi aralarındaki tarihsel güvensizlikleri ve ideolojik farklılıkları yönetemeyip parçalı kalmaları, iktidarın en önemli avantajlarından biri haline geliyor.
Üstelik bu parçaların hiçbiri tek başına yeterli değil. Yeni Parti büyük bir toplumsal ve seçimsel ağırlığa sahip, ama Kürtlerin önemli bir bölümünü ve sol-demokratik alanı tek başına kapsaması mümkün görünmüyor. KSH, Türkiyeli Kürtlerin çoğunluğunu kapsayabilen güçlü bir siyasi hareket; ancak Türkiye çapında demokratik çoğunluğu tek başına kurması imkânsız. Sol partilerin programatik birikimleri ve direngenlikleri önemli, fakat kitlesel güçleri çok sınırlı. Demokratik-muhafazakâr kesimler ise kurulacak herhangi bir demokratik zeminin yalnızca seküler bir hayat tarzı koalisyonuna dönüşmemesi, sosyolojik kapsamın geniş tutulması açısından çok önemli.
Karşılaştırmalı çalışmalar da otoriter rejimler karşısında muhalefet koordinasyonunun önemini, ancak bunun tek başına sihirli bir çözüm olmadığını da gösteriyor. Samet’in 1990–2022 arasındaki otoriter iktidarlar altında seçimlerin yapıldığı ülkeleri karşılaştırmalı olarak inceleyen çalışması, muhalefet koalisyonlarının muhalefetin seçim performansını genel olarak güçlendirdiğini; ancak güçlü bir performans iktidar değişimine yol açmadığında rejimin baskıyı artırarak ve seçim alanını daha da daraltarak yeniden konsolide olabileceğini gösteriyor (Samet, 2025). Türkiye’de de son genel seçimlerde aynen bu durumu yaşamıştık. Muhalefet, %48 gibi AKP döneminin en yüksek oy oranına ulaşmasına rağmen, kazanamadığı için iktidar daha da otokratikleşmişti. Dolayısıyla ihtiyaç duyulan Demokrasi İttifakı’nı yalnızca seçim dönemlerinde oyları bir araya getiren geçici bir koalisyon olarak değil, iktidarın bölme ve birbirine karşı oynatma stratejilerini etkisizleştirebilecek, seçim öncesinde bir mücadele/eylem birliği/koordinasyonu sağlayabilecek ve seçim sonrasına da taşınabilecek ortak bir demokratik zemin olarak düşünmek gerekir.
Daha önce Türk ve Kürt hâkim söylemlerinin dışında üçüncü bir demokratik söylem alanına ihtiyaç olduğunu savunmuştum (Paker, 2025b). Bugün ihtiyaç duyulan Demokrasi İttifakı, bir bakıma bu üçüncü alanın siyasal ve örgütsel karşılığını oluşturma girişimi olacaktır.
İki büyük kolon ve fazlası
Böyle bir Demokrasi İttifakı’nın iki büyük siyasal taşıyıcısının Yeni Parti ve KSH/DEM olması gerekir. Bunun nedeni bu iki hareketin her konuda birbirine yakın olması değil; tam tersine, Türkiye’nin farklı toplumsal ve siyasal damarlarında sahip oldukları ağırlık nedeniyle, herhangi birinin dışlandığı bir demokrasi projesinin hem temsil gücünün hem de inandırıcılığının ciddi biçimde eksik kalacak olmasıdır. Bir önceki makalede de vurguladığım gibi, Türkiye’nin demokratikleşmesi açısından Yeni Parti ile KSH’nin birbirlerini yalnız seçim dönemlerinde ihtiyaç duyulan destek kaynakları olarak değil, eşit demokratik aktörler olarak görebilmeleri kritik önemdedir (Paker, 2026e).
Ama bu iki büyük kolon Demokrasi İttifakı’nın tamamı olamaz. TİP, EMEP, Sol Parti ve benzeri sol-sosyalist partilerin katılımı, hem ittifakın sınıf, emek, sosyal adalet, kadın hakları ve ekoloji gibi alanlardaki demokratik içeriğinin güçlü tutulması hem de ittifakın yalnızca bir seçim aritmetiğine indirgenmemesi açısından önemlidir. Benzer şekilde, ortak demokratik ilkeleri kabul etmeleri koşuluyla DEVA, Saadet gibi muhafazakâr-demokrat partilerin ve çevrelerin katılımı ittifakın sosyolojik kapsamını genişletebilir ve demokrasi fikrinin yalnızca seküler yaşam tarzına sahip kesimlere aitmiş gibi algılanmasının önüne geçebilir.
Ek olarak, Demokrasi İttifakı’nı yalnızca partiler arası bir yapı olarak düşünmemek gerekir. Sendikalar, meslek örgütleri, insan hakları ve kadın hareketleri, çevre örgütleri, demokratik aydınlar ve ilkeleri benimseyen diğer toplumsal aktörler de bu alanın doğal parçaları olabilir. Mesele herkesi aynı ideoloji altında birleştirmek değil; farklılıkların korunabildiği ortak ve asgari bir demokratik rejim sözleşmesi oluşturabilmektir.
Hangi ilkeler etrafında?
Bunun ilk ayağı, serbest ve adil seçimler ile iktidarın seçim yoluyla gerçekten değişebilir olmasıdır.
İkincisi, hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığıdır: AYM ve AİHM kararlarının uygulanması, siyasi saiklerle tutukluluğa ve kayyum rejimine son verilmesi, başta Terörle Mücadele Yasası olmak üzere tüm antidemokratik yasaların demokrasi standartları açısından elden geçirilmesi ve değiştirilmesi bunun somut göstergeleridir.
Üçüncüsü, hiçbir etnik, dinsel veya mezhepsel kimliğe, cinsiyete, cinsel yönelime veya yaşam tarzına devlet katında ve kamusal alanda imtiyaz tanımayan (ve negatif ayrımcılık da yapmayan) eşit yurttaşlık, çoğulculuk ve özgürlükçü laiklik ilkesidir. Bu, Türk-Kürt meselesinde anadil, vatandaşlık tanımı, yerel demokrasi ve geçmişle yüzleşme gibi pozitif barış taleplerinin herkes tarafından aynen benimsenmesini değil, meşru demokratik talepler olarak özgürce tartışılabilmesini ve tüm yurttaşların kendilerini gönüllü olarak içinde hissedebilecekleri yeni bir BİZ tanımlamasını gerektirir (Paker, 2026e).
Dördüncü ayak sosyal adalettir. Demokrasi yalnız seçim, hukuk ve ifade özgürlüğünden ibaret olamaz; gelir ve servet eşitsizliği, emek hakları, barınma, eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik de demokratik programın parçaları olmalıdır.
Son olarak, ittifak farklılıkların zor, şiddet, yargısal manipülasyon veya siyasal tasfiye yoluyla değil, demokratik yöntemlerle çözülmesini koşulsuz kabul etmelidir.
Kısacası amaç, ortak bir ideoloji değil; birlikte yaşayabilmenin ve iktidar mücadelesini demokratik kurallar içinde sürdürebilmenin ortak tartışma ve mücadele zeminini kurmaktır. Demokrasi İttifakı’nın asgari müşterekleri bundan daha dar olmamalı; ancak bundan çok daha geniş tutulması da ittifakı daha kurulmadan imkânsızlaştırabilir.
Pozitif barış hassasiyeti
Muhtemel demokrasi ittifakı bileşenleri yukarıda saydığım temel ilkelerin çoğunda büyük bir zorluk çekmeden anlaşabilirler. Potansiyel olarak en gerilimli konunun Türk-Kürt meselesinde ne tür bir ortak ilkesel tutum alınabileceği olacağını tahmin edebiliriz. Bu gerilimin iki kutbunda Yeni Parti ve KSH’nin yer alacağını da tahmin edebiliriz. İki tarafın kısmi kazanım/kısmi taviz yöntemiyle aşağıdaki gibi bir formülde uzlaşması mümkün olabilir:
1.. Mevcut negatif barış (PKK’nin silahsızlanması ve buna paralel olarak yapılacak infaz/geri dönüş düzenlemeleri) adımlarının ve bu adımların hızla uygulamaya konulmasının desteklenmesi.
2.. Ancak otokratik iktidarın, kendi iktidarını sürdürmeye yarayacağını tahmin ettiği ölçüde araçsallaştırarak ve sadakat talep ederek, kalıcı ve ilkesel olmasına hiçbir şekilde güvenilemeyecek kimi pazarlık hamleleri dışında demokratikleşme kapsamında pozitif barış adımları atmayacağı belliyken; ilke olarak belirli yoğunlukta[1] talep olan her il ve ilçede, talep edenlere ortak dil Türkçeye ek olarak başka anadillerde eğitim ve kamu hizmeti (yani çift dilli eğitim ve kamu hizmeti) verilmesinin desteklenmesi.[2]
3.. Demokratikleşme ve pozitif barış adımlarının Demokrasi İttifakı içinde tartışılması ve topluma anlatılması süreçlerinde, sosyal psikolojinin ve pedagojinin azami dikkate alınması (ve nihayetinde otokratik iktidarı değiştirmek için %50+1 gibi bir toplumsal çoğunluğa ulaşılması) gerekeceği için, Demokrasi İttifakı bileşenlerindeki lider ve sözcü kadrolarında, 50 yıllık silahlı çatışma sürecinde doğrudan sorumluluk sahibi olmuş ve dolayısıyla toplumun geniş kesimlerinde yoğun olumsuz imaja sahip kişilerin ön plana çıkmaması. [Bu konuyu daha önce ayrıntılı olarak tartışmıştım (Paker, 2025c).]
4. Demokrasi İttifakı bileşenlerinin önereceği uzman isimlerden oluşan gayriresmi bir Hakikat Komisyonu’nun şimdiden oluşturulması; Türk-Kürt meselesinin uzak ve yakın tarihini, meselenin kök nedenlerini, devlet dahil çatışmanın bütün aktörlerinin sorumluluklarını ve ağır hak ihlallerini araştıran ve belgeleyen, ortak metinler hazırlayan ve bunları farklı araçlarla kamuoyuyla paylaşan bir komisyon. [Bu konuyu daha önce ayrıntılı olarak tartışmıştım (Paker, 2025d).]
Katalizör kim olabilir?
Yeni Parti ile KSH/DEM’in böyle bir ittifakta yan yana gelmelerinin önünde yalnızca programatik farklılıklar değil, karşılıklı tarihsel güvensizlikler, taban baskıları ve kısa vadeli siyasal hesaplar da olabilir. Dolayısıyla bu iki büyük aktörün kendiliğinden birbirlerine doğru hareket etmelerini beklemek gerçekçi olmayabilir. Tam burada, TİP, EMEP, Sol Parti gibi iki tarafla da konuşabilen sol partiler, sendikalar, insan hakları örgütleri, meslek kuruluşları ve farklı siyasal çevrelerde itibarı olan aydın grupları katalizör işlevi görebilir. Böyle bir girişimin amacı tarafları aynılaştırmak değil, yukarıda sıralanan asgari ilkelerin ve özellikle en zor başlık olan Türk-Kürt meselesindeki olası uzlaşıların açıkça müzakere edilebileceği eşit bir zemin yaratmak olur.
Bunun tersinden bakıldığında, Demokrasi İttifakı’ndan kaçınmanın her iki aktör açısından da ciddi maliyetleri olabilir. Yeni Parti, Kürt seçmenle kalıcı bir demokratik ilişki kurma ve eski CHP’nin restorasyoncu-devletçi sınırlarını aşma imkânını zayıflatabilir. Bütün bunlar, onun otokratik rejimi değiştirme fırsatını bir kez daha kaçırmasına yol açabilir. KSH ise Kürtlerin eşit yurttaşlık taleplerini Türkiye’nin genel demokratikleşme mücadelesiyle birleştirme fırsatını daraltabilir; negatif barış için otokratik iktidarla yürüttüğü zorunlu müzakeresinin sınırlarına daha fazla bağımlı hale gelebilir; her fırsatta yinelediği “hem müzakere hem de mücadele” sloganının mücadele ayağını içi boş bir retorik olarak bırakarak, inandırıcılık kaybı yaşayabilir (Paker, 2026d, 2026e).
Bu iki taraftan birinin Demokratik İttifak projesine dahil olmadığı durumda, dahil olan bileşenin olmayandan ciddi derecede oy-taraftar geçişi sağlama ihtimali az değildir. Yeni Parti, yukarıda sıraladığım ilkeleri savunduğu takdirde, KSH bu ittifaka girmese bile Türkiyeli Kürtlerden şimdiye kadar görülmemiş derecede yüksek destek sağlayabilir. Aynı şekilde, Yeni Parti’nin girmekten kaçındığı ve bu nedenle KSH-DEM’in öncülük etmek zorunda kaldığı bir ittifak durumunda, DEM Yeni Parti’den ciddi derecede oy devşirebilir.
Her iki durumda da ortak sonuç aynı olur: demokratik muhalefetin parçalı kalması, otokratik iktidarın farklı muhalefet kesimlerini birbirinden koparma, ayrı ayrı yönetme ve kendi iktidarını sürdürme kapasitesini artırır. Dolayısıyla asıl mesele iki tarafın birbirine ne kadar benzediği değil, farklılıklarına rağmen ortak demokratik alanı birlikte kurup kuramayacaklarıdır.
Sonuç: Demokrasi İttifakı bir seçenekten fazlası mı?
Buraya kadar çizdiğim tablo, Demokrasi İttifakı’nın kolay kurulabileceğini değil, kurulmasının neden giderek zorunlu hale geldiğini gösteriyor. Yeni Parti ile KSH/DEM’in tarihsel bagajları, taban hassasiyetleri ve birbirlerine yönelik güvensizlikleri gerçek; sol ve muhafazakâr-demokrat aktörlerin de kendi sınırları var. Ama demokratik siyasetin meselesi zaten farklılıkların ortadan kalkması değil, bu farklılıkların ortak kurallar ve ortak bir rejim tahayyülü içinde yönetilebilmesidir.
Türkiye’de otokratikleşmenin bugünkü düzeyi, demokratik muhalefetin parçalı kalmasını yalnızca bir koordinasyon sorunu olmaktan çıkarıyor. Ayrı ayrı hareket eden aktörlerin her biri kendi toplumsal alanını şu ya da bu ölçüde koruyabilir; ancak rejim değişikliği ve kalıcı demokratikleşme için gerekli siyasal çoğunluğu tek başına oluşturamaz. Bu nedenle asıl soru artık kimin kime ne kadar yakın olduğu değil, farklı demokratik aktörlerin ortak bir mücadele ve geçiş programı üzerinde buluşup buluşamayacağıdır.
Otokratik rejimin iyice pekişmesini ve demokratik muhalefetin parçalanmışlığının buna katkıda bulunmasını istemeyen aktörler açısından, geniş bir Demokrasi İttifakı tercihlerden biri olmaktan çıkıp siyasal bir zorunluluk haline gelmiştir. Mevcut muhalif demokrat partilerin ve muhalif medyanın durumuna baktığımızda, ne denli olağanüstü bir rejimde yaşadığımızı ve bu nedenle ne denli olağanüstü siyasi mücadele yöntemlerinin geliştirilmesi gerektiği konusunda yeterli bir şuur olduğundan emin olamıyoruz. Hızla böylesi bir şuur geliştirilmedikçe otokratik rejimden çıkış mümkün görünmemektedir. Bu şuuru geliştirmeyenler de otokratik rejimin sürmesinde pay sahibi olacaklardır.
Kaynaklar
Castaldo, A. (2018). Populism and competitive authoritarianism in Turkey. Southeast European and Black Sea Studies, 18(4), 467–487. https://doi.org/10.1080/14683857.2018.1550948
Levitsky, S. & Way, L. A. (2010). Competitive authoritarianism: Hybrid regimes after the Cold War. Cambridge University Press. https://doi.org/10.1017/CBO9780511781353
Oğuz, Ş. (2023). AKP’li yıllarda siyasal rejimin dönüşümü: Çelişkili bir süreç olarak yeni faşizm. Toplum ve Hekim, 38(2), 106–125. https://www.belgelik.dr.tr/ToplumHekim/kayit_goster.php?Id=3130
Oğuz, Ş. (2025). Late fascism and the Turkish state: Questions of strategy. Socialist Register, 61.
https://socialistregister.com/index.php/srv/article/view/44705
Paker, M. (2025a, 17 Mayıs). Faşizmin temel özellikleri. Yeni Arayış.
Paker, M. (2025b, 5 Ekim). “Süreçte” üç farklı söylem dairesi. Yeni Arayış.
Paker, M. (2025c, 21 Kasım). “Sürecin” Mandela sorunsalı (veya “Önderlik” neye ne kadar muktedir olabilir?). Yeni Arayış.
Paker, M. (2025d, 30 Kasım). CHP İmralı krizini fırsata çevirebilir mi? Yeni Arayış.
Paker, M. (2026a, 5 Haziran). Mutlak Butlanın Ardındaki Rejim Mimarisi: Emperyal-feodal vizyon, CHP ve Demokratik Cumhuriyet arayışı. Yeni Arayış.
Paker, M. (2026b, 31 Ağustos). “Süreç”te ara muhasebe (1): Çerçeve Yasa ve negatif barış. Yeni Arayış.
Paker, M. (2026c, 9 Eylül). “Süreç”te ara muhasebe (2): Barış – Demokrasi gerilimi. Yeni Arayış.
Paker, M. (2026d, 17 Eylül). “Süreç”te ara muhasebe (3): Kürt Siyasi Hareketi’nin demokratikleşme açmazı. Yeni Arayış.
Paker, M. (2026e, 28 Eylül). “Süreç”te ara muhasebe (4): Yeni Parti ne kadar yeni olabilecek? Yeni Arayış.
Samet, O. (2025). When you come at the king: Opposition coalitions and nearly stunning elections. American Journal of Political Science, 69(4), 1469–1485.
https://doi.org/10.1111/ajps.12920
Uysal, G. (2026). Revisiting crisis and state: Authoritarianism and exception in Turkey. Journal of Balkan and Near Eastern Studies, 28(3), 370–386. https://doi.org/10.1080/19448953.2025.2583699
[1] Örneğin, bütün Türkiye’de, teklif edilebilecek Türkçeden başka bütün anadiller için yapılacak talep yoklamalarında %20 (%10 ila %30 arasında bir eşik saptanabilir) eşiğini aşan bütün anadillerin, eşiği aştığı bütün il ve ilçelerde “çift dilli eğitim ve kamu hizmeti” statüsü kazanması. Bu statüde olan il ve ilçelerde talep yoğunluğuna göre bazı okulların veya sınıfların çift dilli eğitim vermesi ve tüm kamu kuruluşlarının çift dilli hizmet vermesi.
[2] Çift dilli eğitim birçok şekilde uygulanabilir ve dünyada birçok örneği olan bir modeldir. Bu anadilde eğitim ve çift dilli eğitim meselesini ayrı bir makalede daha ayrıntılı bir şekilde ele almak istiyorum. Burada vurgulamak istediğim, çift dilli eğitimin Yeni Parti ve KSH için ideal bir çözüm önerisi olmadığı, ancak mevcut durumda uzlaşılabilecek bir orta nokta olabileceği. Yeni Parti, Kürtçe eğitimi otokratik iktidarın yaptığı gibi “seçmeli ders” düzeyinde tutmayı tercih edebilir, ama bu KSH’ni hiçbir şekilde tatmin etmez. Öte yandan, KSH çift dilli eğitim yerine “anadilde (tamamen Kürtçe) eğitim” tercih edebilir; ancak Yeni Parti en azından şimdilik bunu hiç kabul edemez. “Talep edenlere çift dilli eğitim ve kamu hizmeti”, iki tarafı da tam olarak tatmin etmese de böylesi bir demokrasi ittifakında asgari bir uzlaşı noktası olarak düşünülebilir. Ancak bu sayede Yeni Parti, barış meselesinde otokratik iktidarın önüne geçip KSH ve genel olarak Kürtler nezdinde önemli bir çekim dinamiği yaratabilir.