“Süreç”te Ara Muhasebe (2): Barış – Demokrasi Gerilimi

Kürt Meselesi, Psiko-politik

Öne Çıkan Yazılar | Featured Articles

Dem Parti, Kürt Meselesi, Psiko-politik

“Süreç”te Ara Muhasebe (3): Kürt Siyasi Hareketi’nin Demokratikleşme Açmazı

Yazıyı Oku | Read Article

Kürt Meselesi, Psiko-politik

“Süreç”te Ara Muhasebe (2): Barış – Demokrasi Gerilimi

Yazıyı Oku | Read Article

Soydaşlık, Dindaşlık, Mezhepdaşlık Bataklığı

Yazıyı Oku | Read Article

S. Murat Paker

(*) Bu makale ilk olarak 9 Eylül 2026 tarihinde Yeni Arayış internet dergisinde yayınlanmıştır.

 

Özet

Bu makale, Türkiye’de yürütülen Süreç’i barış-demokrasi gerilimi üzerinden değerlendiriyor. PKK’nin silahsızlanmasına yönelik geniş mutabakata rağmen, negatif barıştan pozitif barışa ve genel demokratikleşmeye nasıl geçileceği konusunda ciddi siyasal ayrışmalar bulunduğu savunuluyor. KSH’nin negatif barış için mevcut otokratik iktidarla müzakere etmesinin gerekli olabileceği; ancak aynı iktidardan kalıcı demokratikleşme beklemenin gerçekçi olmadığı ileri sürülüyor. Karşılaştırmalı çatışma çözümü örnekleri, güçlü otokratik rejimlerin sınırlı ve seçici pozitif barış adımlarını genel demokratikleşmeden çok rejim konsolidasyonu amacıyla kullanabileceğini gösteriyor. Bu nedenle KSH açısından temel stratejik sorun, negatif barış ve somut Kürt hakları için müzakere yürütürken Türkiye’nin genel demokratikleşme mücadelesi ve demokratik ittifaklarla bağını koruyabilmek olarak beliriyor.

Anahtar kelimeler: Kürt meselesi, PKK, Kürt Siyasi Hareketi, negatif barış, pozitif barış, demokratikleşme, otoriterlik, çatışma çözümü

x x x x x

Giriş

Bir önceki makalede (Paker, 2026), Çerçeve Yasa’nın çok gecikmiş de olsa silahlı çatışmanın sona ermesi bakımından önemli bir negatif barış imkânı yarattığını; buna karşılık Kürt meselesinin demokratik çözümüne, yani pozitif barışa ilişkin herhangi bir çerçeve sunmadığını savunmuştum. Üstelik bu negatif barışın nasıl, ne ölçüde ve hangi hızla gerçekleşeceği büyük ölçüde otokratik iktidarın kontrolüne bırakılmış durumda. Bu nedenle asıl mesele artık yalnızca silahların susup susmayacağı değil, silahlar sustuktan sonra açılacak siyasal alanın hangi güçler tarafından ve hangi rejim mantığı içinde şekillendirileceği.

Tam da bu noktada Süreç’in içindeki temel gerilim daha görünür hale geliyor: Barış ile demokrasi arasındaki ilişki. Negatif barışa ulaşma hedefi konusunda geniş sayılabilecek bir mutabakat oluşsa da, bunun demokratikleşmeye yol açıp açmayacağı, hatta tersine mevcut otokratik rejimi güçlendirip güçlendirmeyeceği konusunda siyasal aktörler ve yorumcular arasında ciddi ayrışmalar var. Bu yazıda önce bu ayrışmaları beş ana konumlanma öbeği halinde sınıflandırmaya, ardından bu öbeklerin Süreç’e hangi beklentiler, korkular ve stratejik hesaplarla yaklaştıklarını tartışmaya çalışacağım.

Yasaya ve Süreç’e yönelik konumlanma öbekleri

Çerçeve Yasa, Süreç ile ilgili tartışmaları iyice alevlendirdi. Kaçırdıklarım mutlaka vardır, ama oldukça yakından takip etmeye çalıştığım bu Süreç’te siyasi pozisyon belirten beş ana öbek olduğunu düşünüyorum. Bunlar birbirini dışlayan homojen sosyolojik kümeler değil; Süreç karşısında ortaya çıkan beş temel siyasal konumlanma biçimi:

A.. Net hayırcı öbek: Bu öbeğin büyük çoğunluğu Kürt meselesi diye bir mesele olmadığına, terör meselesi olduğuna ve bununla da sadece güvenlik güçleri aracılığıyla mücadele edilmesi gerektiğine, hiçbir şekilde örgütle müzakere yapılamayacağına, dolayısıyla böylesi yasalara falan ihtiyaç olmadığına, buna tevessül eden iktidarın hıyanet içinde olduğuna inanıyor. Zafer Partisi, İyi Parti vb. (neo-)faşizan partiler ile çeşitli ulusalcı çevreler bu öbekte yer alıyor. Süreci götüren otokratik iktidarın negatif barış için bile olsa toplumu duygusal olarak hazırlayabilecek kimi yüzleşme adımlarını atmaması nedeniyle, bu öbekte yer alanlar, Süreç ilerledikçe on yıllardır KSH’ne karşı Türk milliyetçiliği ile katmerli bir şekilde formatlanmış kitlelerin tepkiselliğinin artacağını ve bu tepkiselliğin kendilerini besleyeceğini hesaplayarak pusuda bekliyorlar. Hesaplarının tamamen temelsiz olduğu hiçbir şekilde söylenemez.

Bu öbeğin içinde sayılabilecek, çok daha küçük bir alt-varyant olarak, Öcalan-KSH’ni devletle anlaşarak Kürtlere ihanet etmekle suçlayan maksimalist Kürt milliyetçisi çevreler/bireyler var; ancak etkileri son derece sınırlı görünüyor.

B.. Net Evetçi Otokratik iktidar öbeği: AKP-MHP başta olmak üzere Cumhur İttifakı içinde yer alan bütün partiler. Bunlara fiilen butlan CHP’si de dahil. Sürecin sahibi olarak, iç ve dış politikadaki imkânlarının genişleyeceğini düşündükleri için ihtiyatlı bir iyimserlik ve sevinç içindeler. Demokratikleşme ve pozitif barış olmadan, toplumu olabildiğince ürkütmeden yapılabilecek bir negatif barış ile hem Orta Doğu politikasında ve bölgesel hegemonya mücadelesinde kapasite artırımı hem de içeride demokratik muhalefeti bölerek (ulusal çapta bir “kent uzlaşısına” veya “Türkiye İttifakı’na” izin vermeyerek) en azından bir dönem daha iktidarı sürdürme hedefi söz konusu.

C.. Evetçi KSH öbeği: Arada cılız bazı sorgulayıcı sesler çıksa da negatif barışa ulaşmak için otokratik iktidar ile görüşüp bir yol açmak zorunda hisseden KSH, bu yolun açılmasıyla sıranın demokratikleşme ve pozitif barışa da geleceğini iddia ediyor. Bu öbeğe “net evetçi” değil de sadece “evetçi” dememin nedeni, Süreç’i KSH adına “başmüzakereci” veya “tek muhatap” olarak götüren Öcalan ve ondan özerk bir irade ortaya koymamayı tercih eden DEM Parti’nin Çerçeve Yasa’yı onaylamalarına rağmen, Kandil’den zaman zaman silahsızlanmanın yasal güvenceler ve demokratikleşme adımları olmadan ilerleyemeyeceğini vurgulayan, Öcalan/DEM çizgisinin daha iyimser ve uyumlu tonuyla kısmen gerilimli mesajların gelmeye devam etmesidir (Örneğin, tarih sırasıyla: Karayılan, 30 Nisan 2026; Karasu, 26 Temmuz 2026; Bayık, 4 Eylül 2026; Karasu, 6 Eylül 2026).

Şu aşamada tahmin edebiliriz ki KSH açısından yoğun bir şekilde kafa yorulan iki temel stratejik soru vardır:

1.. Otokratik iktidar tarafından hiçbir güven artırıcı önlem veya demokratikleşme adımı atılmamışken ve atılacağına dair bir işaret de yokken, silahları teslim etmek için nasıl bir zamanlamayla ilerlemek uygun olacaktır? Bir an önce mi yoksa bir miktar zamana yayarak mı?

2.. Silahlar teslim edildikten ve negatif barışa ulaşıldıktan sonra, Kürt sorununda pozitif barışa (vatandaşlık tanımı, anadil hakları, güçlendirilmiş yerel yönetimler vb.) ulaşma mücadelesi ile Türkiye’nin genel olarak demokratikleşmesi (örneğin, yargının yürütmeden bağımsızlaşması, başta Terörle Mücadele Kanunu olmak üzere düşünce ve örgütlenme özgürlükleri üzerindeki engellerin kaldırılması) ihtiyacı, nasıl bir dengede ve nasıl bir ittifak manzumesi içinde yürütülse daha verimli olabilir?

Bu iki temel soruya dair KSH’nin net bir cevabı var mı? Varsa, nedir? Şu anda bunları bilemiyoruz. Ancak KSH, bu konulardaki tavrını çok da gecikmeden net bir şekilde ortaya koymak zorunda kalacak. Bu tavır da diğer öbeklerin tavrını doğrudan etkileyecek. Tabii, tersi de doğru: Otokratik iktidarın ve diğer muhalif kesimlerin tavırları da KSH’nin tavrını nasıl netleştireceğini etkileyecek.

D.. Tereddütlü demokrat öbek: Daha çok Yeni Parti’nin önemli bir kısmını içeren bir grup bu. Otokratik iktidarın sert gadrine uğramış; bu yüzden iktidara diş bileyen, genel demokratikleşme için iktidar değişimine talip olan, negatif barışı destekleyen ama Kürt sorununda pozitif barışın kapsamı konusunda hâlâ bazı eski ezberleri aşmakta zorlanan bir öbek.

E.. “Barışa tabii ki evet, ama otokratik iktidar sürdükçe ne demokratikleşme ne de pozitif barış mümkün olabilir” diyen çeşitli demokrat kesimler. Bunu net olarak burada formüle ettiğim biçimiyle daha çok sol-sosyalist çevrelerden duyuyoruz. Yeni Parti’nin en azından yönetim dahil bir kısmının bu öbeğe yakın olduğu söylenebilir. Bu öbekte yer alan kimi yorumcular, KSH’ni soldan eleştirmekle yetinmeyip otokratik rejimin “payandası-piyonu-rehinesi” olmakla itham ediyorlar; bu ithamlar nedeniyle, oldukça yerinde sayılabilecek kimi eleştirileri de KSH tarafından kaale alınmıyor ya da duyulmak istenmiyor (ya da son zamanlarda çeşitli DEM Parti yöneticilerinden duyduğumuz gibi ne siyasi olgunlukla ne de özgüvenli bir duruşla bağdaşan oldukça hırçın tepkilerle karşılanıyor).

Ancak bu öbekte yer alanların büyük çoğunluğu, bu tür ithamlara yer vermeden Süreç’te gördükleri eksiklikleri ve çarpıklıkları, benim de makalelerimde yaptığım gibi, dile getirmekten geri durmuyor. KSH’nin bu tür eleştirilerden ne kadar faydalandığı şimdilik meçhul.

Bu beş öbeğe bakıldığında bazı özet sonuçlar çıkarmak mümkün:

1.. Bütün öbekler PKK’nin silahsızlanmasını olumlu buluyor. Türkiye siyasetinde ve toplumunda bu konuda çok geniş bir fikir birliği var. Dolayısıyla Süreç’i eleştiren kimi yorumculara KSH çevrelerinden gelen “o zaman siz dağa çıkın” tarzı cevapların herhangi bir karşılığı yok.

2.. “Net hayırcı” (A) öbeği dışında, bütün öbekler negatif barış (silahsızlanma, şiddetin durması) için devlet ile KSH arasında görüşmelerin ve çeşitli uzlaşmaların yapılmasını destekliyor (ki bu, siyasal yelpazenin oldukça geniş bir bölümüne yayılan bir destek anlamına geliyor). Ancak bu uzlaşmaların kapsamı konusunda toplumdaki destek düzeyleri oldukça farklılaşabilir. KSH’ne çok fazla ödün verildiği yönünde bir algı, “net hayırcı” (A) öbeğinin büyümesine neden olabilecekken, tam tersi bir algı da Kürtler ve demokrat-eleştirel kesimlerde Süreç’e olan desteğin ciddi biçimde azalmasına yol açabilecektir.

3.. İşler, negatif barıştan pozitif barışa nasıl geçilebileceği ve pozitif barış ile demokratikleşme arasındaki dengenin nasıl kurulabileceği konularına gelince, iyice karmaşıklaşıyor.

“Net hayırcı” (A) öbeği ile “net evetçi” (B) öbeği, istikrarlı bir şekilde “Kürt meselesi yoktur, terör meselesi vardır (veya vardı)” diyerek pratikte negatif barışla yetinmeye hazır görünürken  ve demokrat bir siyasi konum sahibi değilken; diğer üç öbek Kürt meselesinin Türkiye’nin en önemli meseleleri arasında yer aldığı, negatif barışla yetinilemeyeceği, pozitif barış yönünde de adımlar atılması gerektiği ve de iyice otokratikleşmiş rejim nedeniyle oldukça ciddi bir demokratikleşme sorunu olduğu konusunda bir takım vurgu farklılıklarına rağmen genel olarak uzlaşmaktadırlar.

Süreç’in bam teli

Dikkat ederseniz, bir önceki paragraftaki ayrıştırmayı iki temel kriter üzerinden yaptım: 1) Kürt meselesinin varlığını ve sadece negatif barışla değil, pozitif barışla da çözülmesi gerektiğini kabul edenler/etmeyenler; 2) Bu pozitif barışı da içeren ama bundan çok daha geniş ve derin olan demokrat bir konumu benimseyenler/benimsemeyenler. Bu iki temel kriter üzerinden baktığımızda, aralarında didişiyor gözükseler bile “net hayırcı” (A) öbeği ile “net evetçi” (B) öbeğinin bir tarafta, diğer üç öbeğin ise yine aralarındaki kimi ciddi farklılıklara rağmen diğer tarafta yer aldığı görülebilir.

Bu beş öbek böylesine net iki kampa ayrılmış olsaydı, siyasi pozisyon almak çok daha kolay olurdu, ama durum tabii ki bu kadar basit değil.

Tabloyu iki kamplı basitlikten çıkaran ilk karmaşa, genel olarak demokrat kampta yer aldığı düşünülebilecek KSH’nin (öbek C), genel olarak anti-demokrat kampta yer alan otokratik iktidar (öbek B) ile mevcut Süreç için bir diyaloğa ve iş birliğine girmesi olmuştur. Demokrat kampta yer alan kimi çevreler ve yorumcular, otokratik iktidarla herhangi bir iş birliğinin veya uzlaşmanın onu desteklemek ya da en azından meşrulaştırmak anlamına geleceği için yapılmaması gerektiğini, bu yüzden de KSH’nin artık demokrat kampta sayılamayacağını belirtmişlerdir.

İyice otokratikleşmiş iktidarlardan kurtulmak isteyen demokrasi güçlerinin mümkün en geniş ittifakları kurması ve otokratik iktidarla uzlaşmaz bir demokratik mücadele yürütmesi çok önemli bir genel doğru olsa da, bu ilkenin istisnaları da olduğu söylenebilir. Örneğin, bir yabancı devlet emperyalist amaçlarla ülkenize saldırmış ve işgal etmeye çalışıyorsa; ülkenizde deprem gibi büyük afetler yaşanmış ve büyük insani yıkımlara yol açmışsa, iktidarda kim olursa olsun kamusal yarar adına iş birlikleri/uzlaşmalar yapmak gerekebilir. 40 yıldır 40-45 bin yurttaşın ölümüne yol açmış bir çatışmalı durumun bitirilmesi (negatif barış) ihtimali de bu istisnalardan biridir. Dolayısıyla, KSH negatif barışa (silahsız/şiddetsiz bir aşamaya) geçmek için mevcut otokratik iktidarla görüştüğü, iş birliği yaptığı ve çeşitli uzlaşmalara varmaya çalıştığı için eleştirilemez. KSH, negatif barış için iktidarda kim varsa onunla görüşmek durumundadır.

Negatif barış için otokratik iktidarla müzakere etmek zorunlu olabilir; pozitif barışı ve demokratikleşmeyi aynı otokratik iktidardan beklemek ise bambaşka bir şeydir.

Demokrat kesimler açısından Süreç’in bam teli, negatif barış için otokratik iktidarla görüşmek/uzlaşmakta değil; negatif barışa ulaşıldıktan sonra gelebileceği söylenen pozitif barış ve demokratikleşme adımlarının aynı otokratik iktidarla yapılabileceğini sanmak ya da bu yönde izlenimler vermekte yatmaktadır. Bir sonraki makalede kısaca göstermeye çalışacağım gibi, maalesef KSH şimdiye kadar bu konuda oldukça muğlak davranmış ve bu nedenle kaygı ve kuşku yaratıcı bir performans sergilemiştir.

Barış – Demokrasi Gerilimi

Türkiye’de hangi siyasi konuyu konuşursak konuşalım, her an o konuyu nasıl bir siyasi bağlam içinde konuştuğumuzu aklımızda tutmakta büyük fayda var. Aksi takdirde, kolayca hayali bir paralel evrene savrulma riski taşırız.

O siyasi bağlam da, Türkiye’nin en azından 10-15 yıldır zaten epey eksikli olan demokrasi standartlarını iyice kaybederek oldukça otokratikleşmiş bir rejime evrilmiş olduğudur. Yargı ve yasama tamamen yürütmeye; yürütme de tamamen tek bir kişiye bağlanmıştır. Varolan anayasaya ve yasalara bile keyfi olarak uyulmayabilmekte, muhalifleri susturmak veya elimine etmek için her türlü manipülasyon devreye sokulabilmektedir. Kayyumlar, 30 yıllık diploma iptalleri ve butlan gibi “aşırı yaratıcı hukuk” (!) hamleleri, hiçbir kanıt ihtiyacı duymadan casusluk gibi uçuk suçlamalar, AİHM kararlarını ciddiye almamalar, stand-up şakalarından suç icat etmeler vb. Liste çok uzatılabilir; burada gerek yok. Hangi siyasi meşrepten olursa olsun, demokratlık iddiası olan herkesin net olması gereken özet sonuç şudur: Bu denli otokratikleşmiş ve yargı ve yasamayı yedeğine almış bir iktidar, demokratik bir ittifak tarafından demokratik yollarla değiştirilmeden, kalıcı ve rejimin temel güç dağılımını değiştirecek bir demokratikleşmenin gerçekleşmesi, ihmal edilecek derecede düşük bir ihtimaldir. Rejimin temel güç dağılımını değiştirecek bir demokratikleşme, otokratik iktidarın kendi iktidar araçlarını sınırlamasını gerektireceği için, rejimin devamlılık mantığıyla yapısal bir uyumsuzluk içindedir.

Peki, yargı ve yasama üzerindeki vesayetine son verebilecek demokratikleşme adımları atmasının beklenemeyeceği otokratik iktidarlar barış konusunda bazı adımlar atabilirler mi?

Evet, kendi iktidarlarını tehdit etmedikleri, hatta iç ve dış politikadaki çıkarlarını geliştirme ihtimali bulunduğu sürece çeşitli barış adımları atabilirler. Silahsızlanmayı ve şiddetin sona ermesini içeren negatif barış adımlarını çok daha kolay atabilirler, zira bu adımların demokratikleşme ile hiçbir ilgisi yoktur. Duruma göre, kimi pozitif barış adımları atabilecekleri de söylenebilir.

Çatışma çözümü literatürüne bakıldığında, güçlü ve merkezî bir otokratik rejimin ulusal-etnik bir azınlık grubuyla yaşadığı etno-politik çatışmayı çözme sürecinde hem anlamlı pozitif barış adımları atıp hem de eşzamanlı olarak ülke çapında demokratikleştiğine dair belirgin bir örnek bulmak neredeyse imkânsızdır. İlk bakışta Endonezya-Aceh bir karşı örnek gibi görünse de, orada nedensellik ters yönde işlemiştir: Suharto rejimi 1998’de çökmüş, demokratik reformlar ve çok partili siyaset bundan sonra gelişmiş, nihai barış anlaşması ise 2005’te imzalanmıştır. Dolayısıyla Aceh, otokratik bir rejimin barış süreci içinde demokratikleşmesinden çok, önceden başlamış demokratikleşmenin barışçı çözümü mümkün kıldığı bir örnektir (Arı, 2023; Törnquist, 2011).

Otoriter rejim yapısının korunduğu Sudan ve Myanmar ise ters yönde bir örüntü sergiler. Sudan’da 2005 Kapsamlı Barış Anlaşması Güney’e özerklik, güç ve petrol gelirlerinin paylaşılması ile referandum hakkı getirmiş; ancak Beşir rejimi otoriter niteliğini korumuştur (Ahmed, 2009; Ottaway ve Hamzawy, 2011). Myanmar’da ise ateşkesler ve sınırlı yerel tavizler, silahlı aktörleri rejim içine çekmek ve merkezî devletin denetimini güçlendirmek için kullanılmış; bu süreç “illiberal (liberal-demokratik olmayan) barış inşası” olarak tanımlanmıştır (Stokke ve ark., 2022). Dolayısıyla güçlü otokratik rejimlerde seçici pozitif barış adımlarının genel demokratikleşmeden çok, çatışmayı daha düşük maliyetle yönetmeye ve mevcut iktidarı konsolide etmeye hizmet etme riski çok daha yüksektir.

Türkiye açısından asıl risk de burada beliriyor. Mevcut otokratik iktidar, şimdiki durumda oldukça koşullu ve denetimi tamamen iktidara bırakılmış bir negatif barış ihtimalini KSH’ni kendi amaçları doğrultusunda rehin almak için kullanmak isteyecektir. KSH, bu rehin alma durumuna direnebilir ve kimi pozitif barış adımları konusunda bastırabilirse, o zaman düşük bir ihtimal olarak otokratik iktidar, Kürt meselesinde anadil veya kültürel haklar, -her yerde değil, Kürt illerinde- kayyum rejimine son verme gibi alanlarda sınırlı ve seçici kimi pozitif barış adımları atabilir; fakat bunları genel ve kalıcı bir demokratikleşmenin parçaları olarak değil, tam tersine kendi iktidarını daha yönetilebilir ve dayanıklı kılacak bir siyasal düzenlemenin unsurları olarak tasarlayabilir. Böyle bir senaryoda Kürt meselesinde göreli bir yumuşama yaşanırken yargı bağımsızlığı, ifade ve örgütlenme özgürlüğü, seçim rekabeti ve iktidarın el değiştirebilirliği gibi rejimin temel demokratik ölçütlerinde gerileme devam edebilir. Hatta KSH’nin demokratik muhalefet blokundan kısmen uzaklaşması karşılığında bazı Kürt taleplerinin karşılanması, otokratik iktidarın hem Kürt çatışmasının maliyetini azaltmasına hem de muhalefeti bölerek ömrünü uzatmasına hizmet edebilir. Böyle bir durumda ortaya çıkacak şey, demokratikleşme değil; Kürt meselesinde sınırlı/seçici bir pozitif barışla tahkim edilmiş bir illiberal barış düzeni olur.

İktidarın bugüne kadar Türk çoğunluğu pozitif barışa hazırlayacak hiçbir yüzleşme süreci yürütmemiş olması, anadilde eğitim veya demokratik yurttaşlık gibi esaslı adımların kendi seçmen tabanında ciddi maliyet üretmesine yol açacaktır. Bu da iktidarın, varsa bile, pozitif barış tavizlerini son derece sınırlı ve seçici tutması yönündeki yapısal baskıyı artırır.

KSH açısından stratejik düğüm tam da burada yatıyor. Negatif barışa ulaşmak ve Kürtlerin somut bazı hak kazanımlarını elde etmek için mevcut iktidarla müzakere etmek elbette gerekli olabilir; ancak bu kazanımların karşılığında Türkiye’nin genel demokratikleşmesi hedefinin geri plana itilmesi veya demokratik muhalefetle kurulabilecek ittifakların zayıflatılması, kısa vadeli kazanımlar uğruna uzun vadeli siyasal hareket alanını daraltabilir. KSH’nin önündeki esas soru bu nedenle “iktidarla görüşelim mi, görüşmeyelim mi?” değil; hangi taleplerde uzlaşılabileceği, hangi eşiklerin aşılmasına izin verilmeyeceği ve sınırlı pozitif barış kazanımlarının otokratik rejimin konsolidasyonuna tahvil edilmesini önlemek için demokratik güçlerle nasıl bir stratejik ilişkinin kurulacağı ve korunacağıdır. Negatif ve seçici pozitif barışı desteklerken genel demokratikleşmeyi iktidarın lütfuna bırakmayan bir çizginin mümkün olup olmadığı, KSH’nin önündeki temel stratejik sınavlardan biri olacaktır.

Ara Sonuç

Bu makalede değerlendirmeye çalıştığım barış-demokrasi gerilimini Süreç bağlamında özetlersem:

. KSH, negatif barış için otokratik iktidarla görüşmek ve mümkünse uzlaşmak zorundadır. Bu nedenle KSH’ni şimdiden otokratik iktidarın yörüngesine girmekle itham etmek, erken bir yargı olur ve KSH’ni demokratik cepheden uzaklaştırma riski taşır.

. Ancak aynı zamanda, otokratik iktidarın Süreç’teki Çerçeve Yasa ile sınırlarını çizdiği negatif barış ihtimalinin demokratikleşme ile hiçbir ilgisinin olmadığı açıktır. İktidarın bu yasayı KSH üzerinde bir siyasal kaldıraç ve gerektiğinde bir rehinleştirme aracı olarak kullanma riski oldukça yüksektir.

. Otokratik iktidar sürdükçe bu Süreç’ten bir demokratikleşme olabileceği beklentisi gerçekçi değildir. Hatta tam tersi gelişmelerin olması daha yüksek ihtimaldir. Dolayısıyla KSH’nin negatif barış için otokratik iktidar ile, pozitif barış ve demokratikleşme için ise diğer demokrat kesimlerle yol yürümesi gerekecektir. Bu da oldukça zor ve karmaşık bir denklemdir.

Süreç’in bam telini böyle analiz edince, otokratik iktidarı yenebilecek bir demokratik ittifakın potansiyel olarak en büyük iki bileşeninin, Yeni Parti ve KSH-DEM’in, Süreç’ten beklentileri ve aralarındaki ilişkisel zemin kritik bir önem kazanmaktadır. Ancak iki taraf da şimdilik bu konularda oldukça sorunlu bir görünüm sergilemekte ve eleştiriyi hak etmektedir. Devam eden makalelerde önce KSH’ni sonra da Yeni Parti’yi bu açıdan ele almak istiyorum.

 

Kaynaklar

Ahmed, E. (2009). The Comprehensive Peace Agreement and the dynamics of post-conflict political partnership in Sudan. Africa Spectrum, 44(3), 133–147. https://journals.sub.uni-hamburg.de/giga/afsp/article/view/195.html

Arı, B. (2023). Democratization as an impetus for peace talks in civil wars. Conflict Management and Peace Science, 40(2), 162–186. https://doi.org/10.1177/07388942221081792

Ottaway, M. ve Hamzawy, A. (2011, 4 Ocak). The Comprehensive Peace Agreement. Carnegie Endowment for International Peace. https://carnegieendowment.org/research/2011/01/the-comprehensive-peace-agreement

Paker, M. (2026, 31 Ağustos). “Süreç”te ara muhasebe (1): Çerçeve Yasa ve negatif barış. Yeni Arayış.

Stokke, K., Kham, K. K. M., Nge, N. K. L. ve Kvanvik, S. H. (2022). Illiberal peacebuilding in a hybrid regime: Authoritarian strategies for conflict containment in Myanmar. Political Geography, 93, 102551. https://doi.org/10.1016/j.polgeo.2021.102551

Törnquist, O. (2011). Dynamics of peace and democratization: The Aceh lessons. Democratization, 18(3), 823–846. https://doi.org/10.1080/13510347.2011.563118

www.muratpaker.com

www.psikopolitik.com

İletişime Geçin | Contact Me

Benimle iletişime geçmek için aşağıdaki formu doldurabilirsiniz.
-
You can fill out the form below to contact me.

PAYLAŞ - SHARE