“Süreç”te Ara Muhasebe (1): Çerçeve Yasa Ve Negatif Barış

Kürt Meselesi, Psiko-politik

Öne Çıkan Yazılar | Featured Articles

Kürt Meselesi, Psiko-politik

“Süreç”te Ara Muhasebe (1): Çerçeve Yasa Ve Negatif Barış

Yazıyı Oku | Read Article

Psiko-politik, Psikanaliz, Travma

Türkiye’de Normatif Bilinçdışı: Travma, İmtiyaz Ve Kolektif Narsisizm Üzerine İki Sohbet

Yazıyı Oku | Read Article

Kürt Meselesi, Psiko-politik, Barış, Psikanaliz, Psikoloji, Ayrımcılık, Narsisizm, Yüzleşme, Milliyetçilik

İmtiyaz Psikolojisi Bağlamında Türk-kürt Meselesi-2

Yazıyı Oku | Read Article

S. Murat Paker

(*) Bu makale ilk olarak 31 Ağustos 2026 tarihinde Yeni Arayış web dergisinde yayınlanmıştır.

 

Özet

Süreç, Çerçeve Yasa ile yeni bir aşamaya girmiş durumda. Bu makale, söz konusu aşamayı negatif barış ile pozitif barış ayrımı üzerinden değerlendiriyor. PKK’nin silahlı mücadeleyi sona erdirme kararı, çok gecikmiş olmakla birlikte, önemli ve desteklenmesi gereken bir kazanım olarak ele alınıyor. Buna karşılık Çerçeve Yasa’nın Kürt meselesinin demokratik çözümüne ilişkin bir perspektif sunmadığı; eşit yurttaşlık, dil hakları, yerel yönetimler ve demokratikleşme gibi pozitif barış unsurlarını kapsam dışı bıraktığı savunuluyor. Ayrıca sürecin büyük ölçüde otokratik iktidarın kontrolünde ilerlemesinin negatif barışı siyasal bir kaldıraç haline getirme riski tartışılıyor. Son olarak, devletin Öcalan’ı ve dolaylı olarak Kürt Siyasi Hareketi’ni muhatap almasının, yüzyıllık inkâr bağlamında sınırlı ama psikolojik olarak önemli bir tanınma deneyimi yaratabileceği ileri sürülüyor.

Anahtar kelimeler: Kürt meselesi, PKK, Çerçeve Yasa, negatif barış, pozitif barış, tanınma, Kürt Siyasi Hareketi, otoriterlik

x x x x x

Giriş

İsmi konusunda tarafların bir türlü anlaşamadığı ve ben dahil birçok yorumcunun mecburen sadece büyük S ile Süreç dediğimiz patikada Çerçeve Yasa ile yeni bir aşamaya ulaşıldı. Bu konuda Yeni Arayış’ta son 1,5 yılda 11 makale yayınlamışım. İlki 6 Mayıs 2025’te, sonuncusu 5 Haziran 2026’da yayınlanmış. Bu iki makale aslında mevcut Süreç’e nasıl baktığımı ayrıntılı bir şekilde özetliyor. Kısaca:

İlk makalede, Süreç’in ne iktidarın sunduğu biçimiyle PKK’nin “koşulsuz teslimi”nden ibaret olduğunu ne de Kürt Siyasi Hareketi’nin (KSH) zaman zaman ima ettiği gibi silahsızlanmanın ardından sıranın mevcut iktidar eşliğinde demokratikleşme ile Kürt meselesinin çözümüne geleceğini düşünüyordum. Her iki senaryoya da gerçekleşme ihtimali olarak “sıfır” vermiştim. Bana daha olası görünen, Türkiye’nin değişen Ortadoğu dengeleri içinde bölgesel nüfuzunu artırma ihtiyacı ile KSH’nin yeni koşullara uyum arayışının kesişmesi sonucunda, tarafların karşılıklı bazı kazanımlar elde edeceği sınırlı bir negatif barış (çatışmasızlık) ihtimaliydi. PKK’nin Türkiye’ye karşı silahlı mücadeleyi sona erdirmesi kendi başına son derece önemli ve desteklenmesi gereken bir gelişmeydi; ancak çatışmanın durması, Kürt meselesinin çözülmesi anlamına gelmiyordu. Pozitif barış için eşit yurttaşlık, dil hakları, güçlü yerel yönetimler ve daha geniş bir demokratikleşme/yüzleşme süreci gerekiyordu; mevcut otokratik rejimin (bir iktidar değişikliği olmadan) kendi iç dinamikleriyle böyle bir dönüşüm gerçekleştirmesini ise hiç gerçekçi bulmuyordum (Paker, 2025).

Aradan geçen yaklaşık bir yıl içinde bu değerlendirmeyi daha geniş bir rejim analizi içine yerleştirdim. İmamoğlu’na ve CHP’li belediyelere yönelik operasyonların, CHP’nin iç yapısını dönüştürmeye yönelik müdahalelerin ve Kürt meselesinde yürütülen Süreç’in birbirinden bağımsız gelişmeler olarak değil, aynı siyasal mimarinin parçaları olarak okunması gerektiğini savundum. Bu mimarinin bir ayağında Türkiye’nin Ortadoğu’da nüfuz alanını genişletmeye yönelik alt-emperyalist/bölgesel güç stratejisi, diğer ayağında ise içeride mevcut iktidarın devamlılığını her koşulda güvence altına alma hedefi yer alıyor. Bu ikisinin bileşiminden doğan ve benim “emperyal-feodal” diye adlandırdığım model, eşit aktörler arasında demokratik müzakere yerine merkezle çevre arasında sadakat, tâbiiyet ve kontrollü özerklik ilişkileri kurmaya eğilimli. Bu açıdan Öcalan/KSH’nin rejime eklemlenmiş bir tür uydu-ortak konumuna çekilmesi ihtimali de Süreç’in risklerinden biri. Bunun karşısındaki demokratik seçenek ise, 2024 yerel seçimlerindeki Kent Uzlaşısı deneyiminin işaret ettiği üzere, Yeni Parti (eski CHP), KSH ve diğer demokratik güçlerin birbirlerine tâbi olmadan, eşit yurttaşlık temelinde ortak bir Demokratik Cumhuriyet perspektifi geliştirebilmeleri (Paker, 2026).

Birkaç makalelik bir seride, Çerçeve Yasa aşamasına gelmişken, bir ara muhasebe yapmak istiyorum. Serinin bu ilk iki makalesinde Çerçeve Yasa’nın imaları, imkânları ve riskleri üzerinde duracağım. Devam eden makalelerde ise gelinen noktayı önceki 11 makalenin temel iddiaları/öngörüleri ile karşılaştırmayı deneyeceğim. Hangi öngörüler doğrulandı, hangilerinin revize edilmesi gerekiyor; taraflar ne kazandı, ne kaybetti ve esas olarak Kürt meselesinin demokratik çözümü bakımından bugün başlangıç noktasının neresindeyiz?

“Çerçeve yasa” neyi, nasıl çerçeveliyor?

Çerçeve yasayı değerlendiren hukukçular; eşitlik ilkesi, düzenlemenin af niteliği, yürütmeye ve güvenlik bürokrasisine tanınan yetkiler ve çeşitli kanun tekniği sorunları dahil olmak üzere birçok noktaya dikkat çektiler (Karabay, 2026). Bunlar tabii çok önemli noktalar, ama benim işim değil. Ben yasanın psiko-politik yönlerine dikkat çekmek istiyorum.

Yasayı bu hâliyle Öcalan/KSH de desteklediğine göre, Türkiye’de Kürt meselesinin barışçıl-demokratik yollarla çözülmesini isteyen kesimlerin “hayır, olmasın, silah bırakılmasın, infaz düzenlemeleri olmasın, barış olmasın!” diyecek hâli yok. Yasa, etkin bir şekilde uygulanabilirse, binlerce insan dağdan ovaya inebilir, cezaevinden çıkabilir, sürgünden dönebilir ve Türkiye’nin mevcut yasal (ama maalesef demokratik olmayan) sosyal-siyasal yaşamına katılabilir. Buna karşılık, PKK silahlarını teslim edecek; 1984’ten bu yana kırk yılı aşkın süren ve 40 binden fazla insanın hayatını kaybetmesine (Reuters, 2026), çok daha fazlasının yaralanmasına, milyonların zorunlu göçe maruz kalmasına ve devasa ekonomik kayıplara yol açan çatışmalı dönem sona erecektir . Bu, eğer olabilirse, çok gecikmiş olmasına rağmen, başlı başına çok önemli ve değerli bir kazanımdır.

İki kayıt düştüm, dikkat ederseniz: 1) “çok gecikmiş olmasına rağmen” ve 2) yasa “uygulanabilirse” “olabilirse”. Bunlara biraz değinmek lazım.

Çok gecikmiş bir silahsızlanma kararı

Bu konu kendi başına ayrı bir makale konusu olabilecek bir konu, ama burada çok kısaca değinmek gerekirse:

PKK’nin Türkiye’ye yönelik silahlı mücadeleyi bırakması (ve yasal-demokratik siyaset alanında faaliyet göstermesi) gerektiği görüşü, sanıldığının aksine ne yeni ne de yalnızca devletçi/milliyetçi çevrelere özgüdür. Kürt sosyalist hareketi içinde Kemal Burkay, PKK’nin şiddeti siyasal mücadelenin yerine koyan çizgisini daha 1983’te sistematik biçimde eleştirmiş ve barışçı-siyasal mücadeleyi savunmuştur (Burkay, 1983). Türkiye sosyalist hareketinde ise Sadun Aren, 1992’de Kürt sorununun çözümü için açıkça “evvela silahlar bırakılmalı” diyerek PKK’nin barışçı ve yasal siyasete geçmesini önermiştir (Aren, 1992). Aynı çizgi 2000’lerde Birikim çevresinde daha da netleşmiş; dergi 2006’da “PKK’nin koşulsuz silah bırakması” görüşünün Birikim yazarlarınca paylaşıldığını açıkça kayda geçirmiştir (Birikim, 2006). Dolayısıyla silahlı mücadelenin, gelinen noktada Türk-Kürt meselesinin çözümüne katkı değil, tam tersine engel olmaya başladığı ve bu nedenle de sona erdirilmesi talebi, Türkiye ve Kürt sosyalist hareketlerinin farklı damarları içinde en az kırk yıllık bir geçmişe sahiptir.

Bu erken uyarıları bir tarafa bıraksak bile, 2015 Haziran seçimlerinde Demirtaş liderliğinde %13,1 oy oranına ulaşıp Erdoğan’ın tek başına iktidar sürdürmesine uzun yıllar sonra engel olabilmiş bir HDP gerçeği ortadayken, PKK’nin tek taraflı da olsa süresiz biçimde Türkiye’ye yönelik silahlı mücadeleyi askıya alıp yasal mücadeleye imkân tanıması için en uygun moment içindeyken, tam tersine “devrimci halk savaşı” ve hendek/barikat stratejisine yönelmiş olması, o dönemde de belirttiğim gibi, büyük bir stratejik hataydı (Paker, 2015; International Crisis Group, 2015).

Öylesi bir momentte, güçlü otoriterleşme eğilimleri gösteren bir iktidara sert muhalefet ederek kendi kararıyla silah bırakma ile bugünkü otokratik iktidarın insaf sınırlarına azami dikkat ederek götürülen silahsızlanma sürecinin, Kürt sorununun demokratik çözümüne ve Türkiye’nin genel olarak demokratikleşmesine ne derece farklı katkılar sağlayabileceği sorusunu aklımızda tutalım. Ben bugüne kadar KSH/PKK çevresinden bu stratejik tercihe ilişkin açık ve kapsamlı bir özeleştiriye rastlamadım.

Ne kadar gecikmiş olursa olsun, ne kadar bu gecikmenin ciddi bir özeleştirisi yapılmamış olursa olsun, PKK’nin silahlı mücadeleyi sonlandırma kararı çok doğru ve desteklenmesi gereken bir karardır.

Otokratik iktidarın rehin almak istediği negatif barış imkânı

“Yasa uygulanabilirse” diye belirtmeye çalıştığım ikinci kayıt, birçok yorumcunun bahsettiği Çerçeve Yasa’nın (2026) yürürlüğe girmesinin ve ilerletilmesinin tamamen iktidarın eline bırakılmış olması. Yürürlük için önce MGK’nın ve Erdoğan’ın onayı gerekecek, sonra infaz düzenlemeleri için de çeşitli kurulların ve yargının koşullu onayları gerekecek. Bunların tümü, kendi anayasasına ve yasalarına uyma zorunluluğu hissetmeyen ve kendi iktidarını tehdit edebilecek bütün muhalif ihtimalleri, bağımsızlığını ve nesnelliğini alabildiğine budadığı yargı yoluyla eleme hamleleri yapmaya doymayan, otokratikleşme yolunda, iktidar değişimi olmadan geri alınamaz mesafeler kat etmiş bir iktidarın insafına bırakılmış durumda.

Dolayısıyla, bu yasada belirtilen imkânların ne kadarının, kimlere, ne oranda, nasıl bir zamanlamayla ve ne kadar kalıcı-geçici biçimlerde uygulanıp uygulanmayacağı otokratik iktidarın iki dudağının arasında olacak. Zaten başından beri aşırı derecede asimetrik ve çok büyük ölçüde iktidarın kontrolünde (ve KSH’nin bugüne kadar Süreç’in son derece asimetrik koşullarını büyük ölçüde kabullenerek sürdürdüğü esnek tutum eşliğinde) götürülen bu Süreç’in yeni aşamasında farklı bir beklenti içinde olmamız için hiçbir neden yok. Otokratik iktidarın işine yaradığı kadar ve ona uygun bir zamanlamayla, KSH’ni çok da memnun etmeyen ama Süreç’ten kopmak istemelerini de engelleyecek dozda bir denge tutturulmaya çalışılarak, ağır aksak bir yol yürünmeye devam edilecek. İktidar, duruma göre (örneğin bu yüzden kamuoyu desteğinin azaldığını veya KSH’nin diğer muhalefet odaklarıyla yakınlaştığını düşünürse) Süreç’i yavaşlatabilecek, hatta zaman zaman durdurabilecek, açık veya örtük tehditler savurup KSH’ni kendi (iç ve dış politika) amaçları doğrultusunda bir tür rehin olarak tutmak isteyebilecek. KSH de böylesi bir kıskaç içinde yol almaya veya bir yol bulmaya çalışacak. Epey zor ve karmaşık durumlar.

Çerçeve Yasa’nın gösterdiği diğer önemli bir nitelik, otokratik iktidarın ufkunda (gayet doğal olarak) pozitif barış, demokratikleşme gibi niyetlerin olmadığı. Yasada bu ihtimalleri ima eden tek bir kelime bile yok. Dolayısıyla Öcalan/KSH’den sık sık duyduğumuz bunun bir “kök yasa” olduğu vurgusu boşlukta sallanıyor.[1] Bu yasa sadece ve sadece bir negatif barış yasası. O da epeyce koşullu ve kontrolü tamamen otokratik iktidarın elinde.

Bu durumun tamamen böyle olduğunu yasanın pişirilme ve meclise getirilme tarzından da görmüş olduk. Yasa tasarısı son ana kadar gizlendi, tartışılamadı; DEM milletvekilleri bile yasayı Meclis'e sunulmadan birkaç saat önce görebilmişler. “Ben bilirim, ben yaparım, siz de ancak onaylayabilirsiniz” anlayışı.

KSH açısından muhatap alınmış olmanın psiko-politik önemi

Bu Süreç’te gözden kaçırılmaması gereken bir başka boyut da tanınma (recognition) meselesi. J. Benjamin’in kavramsallaştırmasında tanınma, ötekinin yalnızca denetlenecek, dönüştürülecek ya da etkisizleştirilecek bir nesne olarak değil, kendine ait iradesi, deneyimi ve öznelliği olan ayrı bir özne olarak kabul edilmesidir (Benjamin, 2018). Kürtlerin yaklaşık bir yüzyıl boyunca kimliklerinin inkâr edildiği, asimilasyona ve ağır baskılara maruz kaldığı, siyasal taleplerinin ise büyük ölçüde güvenlik meselesi olarak ele alındığı düşünüldüğünde, devletin PKK’nin kurucu liderini doğrudan muhatap alması başlı başına güçlü bir sembolik anlam taşıyor. Yasada PKK’den hâlâ “terör örgütü” diye söz edilmesi bu tanınmayı ciddi biçimde sınırlasa da, PKK’nin adının bir yasa metninde açıkça geçmesi, devlet görevlilerinin Öcalan’la müzakere etmesi ve ortaya çıkan düzenlemenin bu görüşmelerle bağlantılı olması, KSH açısından “yok sayılan bir nesne” olmaktan çıkıp en azından kısmen “konuşulan ve konuşulanla birlikte düzenleme yapılan bir özne” konumuna geçildiği hissini yaratabilir. Yüzyıllık inkârın yarattığı ciddi tanınma yoksunluğu bağlamında bu eksik ve asimetrik tanınmanın bile psikolojik ağırlığı küçümsenmemeli.

Üstelik toplumsal eşitsizlik ve sistematik değersizleştirme yalnızca maddi ve siyasal hak kayıpları üretmez; benlik ve kolektif kimlik düzeyinde yaralanmalar yaratır ve hiyerarşik ilişki örüntülerini psişik düzeyde de yeniden üretir (Layton, 2020). Bu açıdan Süreç’in KSH açısından sağladığı en önemli kazanımlardan biri, henüz eşitlik anlamına gelmese bile, “muhatap alınma” deneyiminin kendisi olabilir. Bu durum KSH’nin Süreç boyunca sergilediği, zaman zaman dışarıdan bakıldığında şaşırtıcı ölçüde yüksek görünen esnekliğin de olası psiko-politik bileşenlerinden biri olabilir: Uzun süre tanınmamış bir özne için nihayet elde edilmiş kısmi tanınmayı kaybetme ihtimali, asimetrik koşullara tahammül eşiğini yükseltebilir. Ancak burada çok kritik bir sınır var. Benjamin’in vurguladığı anlamda gerçek ve karşılıklı tanınma, bir tarafın diğerini yalnızca kendi amaçları doğrultusunda araçsallaştırmasıyla değil, onun ayrı ve meşru öznelliğini kabul etmesiyle mümkündür. Dolayısıyla mevcut “muhatap alınma” hâli önemli bir psikolojik eşik olmakla birlikte, eşit yurttaşlığa ve karşılıklı tanınmaya dönüşmediği sürece kolaylıkla kontrollü ve araçsal bir tanınma düzeyinde kalabilir (Benjamin, 2018).

Şimdilik ara sonuç

PKK’nin silahsızlanması çok önemli ve desteklenmesi gereken bir kazanım. Fakat Çerçeve Yasa’nın mevcut hali (ve otokratik iktidarın genel tutumu), Kürt meselesinin demokratik çözümüne yönelik hiçbir işaret sunmuyor ve sadece silahlı çatışmanın sona erdirilmesine odaklanıyor. Üstelik bu negatif barışın gerçekleşme biçimi tamamen otokratik iktidarın kontrolüne bırakılmış durumda. Dolayısıyla asıl soru artık “silahlar susacak mı?”dan çok, “silahlar sustuktan sonra ortaya çıkan siyasal alanı kim, hangi rejim mantığıyla dolduracak?” sorusu.

Bir sonraki makalede şu konularla devam edeceğim:

. Yasaya ve Süreç’e yönelik beş değişik konumlanma öbeği

. Negatif barış otokratik iktidar sürdükçe demokratikleşmeye evrilebilir mi?

. Yoksa tam tersine otokratik iktidarı daha da pekiştirme riski taşır mı?

. Bu risk nasıl bertaraf edilebilir?

. Bu bağlamda Öcalan’ın “Demokratikleşme Silivri’den değil, İmralı’dan geçer” sözünü nasıl analiz etmek gerekir?

 

Kaynaklar

Aren, S. (1992, 29 Ağustos). SBP Genel Başkanı Sadun Aren’den Güneydoğu çözümü: Devlet yasal PKK için gerekeni yapmalıdır. Cumhuriyet.

Benjamin, J. (2018). Beyond doer and done to: Recognition theory, intersubjectivity and the third. Routledge.

Birikim. (2006, Mayıs–Haziran). Kim(lik) vurduya hayır. Birikim, 205–206.

Burkay, K. (1983). Devrimcilik mi, terörizm mi? PKK üzerine. Özgürlük Yolu Yayınları.

[Çerçeve Yasa] Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun, Kanun No. 7595. (2026, 18 Ağustos). Resmî Gazete, Sayı 33344.

International Crisis Group. (2015, December 17). A Sisyphean task? Resuming Turkey-PKK peace talks (Europe Briefing No. 77). International Crisis Group.

Karabay, F. (2026, 6 Ağustos). Hukukçular Medyascope’a anlattı: Tüm yönleriyle çerçeve yasa. Medyascope.

Layton, L. (2020). Toward a social psychoanalysis: Culture, character, and normative unconscious processes. Routledge.

Paker, M. (2015, 30 Ekim). 1 Kasım seçimine giderken savaş-barış ikileminde ne istiyoruz? T24.

Paker, M. (2025, 6 Mayıs). Alaturka ve AlaKürdi barış işleri. Yeni Arayış.

Paker, M. (2026, 5 Haziran). Mutlak butlanın ardındaki rejim mimarisi: Emperyal-feodal vizyon, CHP ve demokratik cumhuriyet arayışı. Yeni Arayış.

Reuters. (2026, 10 Ağustos). Turkish parliament passes landmark law to advance PKK peace process. Reuters.

 

www.muratpaker.com

www.psikopolitik.com

 

 

[1] Burada şimdilik bir dipnot olarak bulunsun: İlerde bir zaman otokratik rejimi değiştirmek üzere demokratik bir ittifak kurulursa pozitif barışı, yani yalnızca silahların susmasını değil, çatışmayı üreten yapısal ve siyasal sorunları da ele alması gerekecektir. Eşit yurttaşlık, Kürtçenin kamusal statüsü ve dil hakları, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi ve kayyım rejimi, siyasal temsil, geçmişteki ağır hak ihlalleriyle yüzleşme, yargı bağımsızlığı ve genel demokratikleşme gibi başlıklar pozitif barışın ayrılmaz parçalarıdır.

 

İletişime Geçin | Contact Me

Benimle iletişime geçmek için aşağıdaki formu doldurabilirsiniz.
-
You can fill out the form below to contact me.

PAYLAŞ - SHARE