Mutlak Butlan Ve İtaat Statüsü

Dem Parti, Chp, Faşizm, Akp

Öne Çıkan Yazılar | Featured Articles

Psiko-politik, Psikanaliz, Özgürleşme Psikolojisi

Çılgınlaşmış Bir Dünyada Ruh Sağlığını Korumak - 2: Bazı Somut Öneriler

Yazıyı Oku | Read Article

Dem Parti, Chp, Faşizm, Akp

Mutlak Butlan Ve İtaat Statüsü

Yazıyı Oku | Read Article

Kürt Meselesi, Büyülü Düşünce

Büyü Yapsak Kürt Sorunu Biter Mi?

Yazıyı Oku | Read Article

S. Murat Paker

(*) Bu makale ilk olarak 23 Mayıs 2026 tarihinde Yeni Arayış web dergisinde yayınlanmıştır.

 

Yeni Arayış’ta yayınlanan bir önceki yazımda Çılgınlaşmış bir Dünyada Ruh Sağlığını Korumak meselesine eğilmiştim ve hemen hemen hazır olan ikinci bölüm üzerine çalışırken, CHP’ye mutlak butlan kararı patladı. Aylardır bekliyor olsam da, yeni bir çılgınlık düzeyine geçtiğimizi gösteren bu karar üzerine ilk günün sıcaklığında birkaç düşüncemi paylaşmak istiyorum.

Mahkeme kararı görünümünde faşizan darbe

Bu kararın yalnızca teknik-hukuki gerekçelerle açıklanamayacağı, Türkiye’deki mevcut yargı-siyaset ilişkileri ve muhalefete dönük daha geniş baskı silsilesi içinde değerlendirilmesi gerektiği açıktır.

Sorun, bu kararın kim tarafından ve neden alındığını bilmemek değil; sadece bu durumu ne kadar dert edip etmeyeceğimiz. İktidar yandaşlarının büyük çoğunluğu maalesef kısa vadeli siyasi çıkarları gereği, bu kararın iktidarda daha fazla kalmalarına imkân tanıyacağına inandıkları için bu durumu hiç dert etmiyorlar. Kılıçdaroğlu ve ekibi, bir türlü sindiremedikleri parti-içi iktidarı kaybetme travmalarını telafi edebilmek için otokratik rejimle ve rejimin yargısıyla işbirliği yapmakta hiçbir sakınca görmeyebiliyorlar. [CHP ve Kılıçdaroğlu üzerinden narsisizm, haset ve politik liderlik meselesini daha önceki bir makalemde ayrıntılı olarak tartıştığım için burada sadece değinmekle yetiniyorum].

CHP kitlesi hâliyle karara oldukça tepkili. Diğer muhalefet partileri de kararı kınayan açıklamalar yaptı. Bunlar olumlu tabii ama asıl kritik olan, bu kararı dert edenlerin bu hamleyi nasıl tanımladıkları ve hangi tanım üzerinden dert ettikleri. Bu karar, iktidarın başka bir sürü kararı gibi basitçe yanlış, başka gündemleri gölgeleyen vb. bir karar olarak mı tanımlanacaktır, yoksa rejimin faşizanlaşma düzeyini bir kez daha ve iyice açığa vuran nitelikçe farklı, dolayısıyla darbe gibi çok daha vahim bir karar olarak mı tanımlanacaktır?

Seçilmiş parti iradesinin yargı eliyle geçersizleştirilmesi, ana muhalefetin liderlik kapasitesinin bozulması, siyasal rekabetin iktidar lehine mühendislik konusu yapılması gibi unsurlar, darbe dışında başka bir tanımlamaya imkân verebilir mi?

Bu kararı basitçe yanlış bir karar olarak görenler, hafif ve geçici protestolar ve dayanışma jestleriyle yetineceklerdir. Bu karar faşizan bir darbe ise, o zaman iktidarın keyfine göre her an her muhalefet odağının başına gelebilecek ve dolayısıyla bu vahamet düzeyine göre, sonuç alana kadar birleşik, yoğun ve sürekli direniş gösterilmesi gereken bir nitelik kazanacaktır.

Mutlak butlan kararını bir silsilenin şimdilik son halkası olarak görmek mümkündür. Osman Kavala ve arkadaşlarının mahkûm edildiği Gezi Davası, Selahattin Demirtaş ve arkadaşlarının mahkûm edildiği Kobane Davası, Ekrem İmamoğlu ve arkadaşlarına karşı açılan birçok dava. Bütün bu davaların ortak özelliği, iktidarın kendisi için tehdit olarak algıladığı siyasi figürleri etkisizleştirmek için “yargısal” her türlü imkânını kullanabilmesi ve kendisini ne ulusal ne de uluslararası hukuk normlarıyla bağlı hissetmesidir.

İtaat Yörüngesi

Bütün bu davalar bize aynı zamanda iktidarın temel dürtüsünün ne olursa olsun kendi iktidarını sürdürmek olduğunu da gösteriyor. Ama tabii bunu sınırsız bir keyfiyet içinde yapamaz; hâlâ seçim yapmak, seçim kazanmak, bunun için de rıza üretmek ve ittifaklar kurmak zorunda. Bu mekanizmanın önemli bir parçası da yargı üzerindeki kontrolünü kullanarak muhalefeti seçim kazanmasını riske atmayacak bir şekilde tasarlamak ve onu görece evcil bir itaat yörüngesinde tutmaya çalışmak. Özgür Özel liderliğindeki CHP, bu yörüngeye girmeyi ısrarla reddettiği için mutlak butlanla vuruldu. O da yetmezse, kapatma davası da yedekte bekliyor.

İtaat yörüngesi, muhalefetin tümüyle yok edilmediği, fakat iktidarın çizdiği sınırlar içinde kalmaya zorlandığı; liderlik, söylem, ittifak ve eylem kapasitesinin yargı, medya, polis ve ekonomik baskı araçlarıyla sürekli terbiye edildiği bir siyasal alan olarak tanımlanabilir.

Bütün bu manevralarla şeklen seçim varmış gibi yapan ama hep kazanmayı garanti etmek isteyen bu yeni rejimde muhalefetin iki seçeneği var gibi görünmektedir: 1) Parti içinde ve belki kimi belediyelerde kendi küçük iktidarlarını sürdürmek karşılığında itaat yörüngesinden çıkmamayı garanti eden -mış gibi muhalefet. 2) Ağır bedeller ödemek pahasına da olsa zorlu ve uzun bir mücadeleyi göze alabilen, itaati reddeden sahici muhalefet.

Sahici muhalefet öbeği ister istemez parçalı olacaktır. O öbeğin en büyük partisi olarak CHP’nin üzerine düşen görev büyüktür: Hiçbir demokrat parçayı dışlamadan ve dışlatmadan, muhalifmiş gibi görünen başka faşizan odaklara prim vermeden, evrensel asgari demokrasi standartları temelinde en geniş sahici muhalefet ittifakını ve barışçıl direniş cephesini kurmak.

DEM Parti ve Statü Meselesi

Muhalefetin ikinci büyük partisi DEM Parti’nin konumu da oldukça kritik. Kürt siyasi hareketinin çok uzun süreli baskı, kriminalizasyon ve şiddet koşulları altında siyaset yaptığı, bu nedenle barışa dönük her imkânı ciddiye almasının anlaşılır olduğu açık. Ancak tam da bu nedenle, negatif barış (şiddetsizlik) ile pozitif barış (demokratikleşme ve sosyal adalet-eşitlik) arasındaki farkın bulanıklaştırılmaması hayati önem taşıyor.

DEM Parti, hızlı bir şekilde mutlak butlan kararını yazılı bir bildiriyle kınamış ve demokratik dayanışma niyetini ortaya koymuştur. Genel olarak olumlu bir çerçeveye sahip olan bildirinin şu cümlesi ise bence ciddi bir eleştiriyi hak ediyor:

“Yasal düzenlemelerin eşiğine geldiğimiz bugünlerde alınan bu karar, Barış ve Demokratik Toplum Sürecini adeta gölgelemeye dönük bir adımdır.”

Öncelikle bu süreci sadece Kürt Siyasi Hareketi (KSH) Barış ve Demokratik Toplum Süreci olarak adlandırmaktadır. Büyük ölçüde iktidarın belirlediği çerçevede ilerleyen (veya ilerleyemeyen) sürece iktidarın verdiği isim Terörsüz Türkiye’dir. Mevcut süreçte, o da becerilebilirse, ulaşılabilecek en yüksek hedef sadece ve sadece negatif barıştır (sorunun şiddetten arındırılması). Becerilebilirse o da iyi ve değerli bir kazanım olacaktır. Ancak otokratik bir iktidarla yapılan pazarlıklarla, o otokratik iktidar değişmeden demokratik toplum yolunda ilerlenebileceğine dair bir izlenim vermek tamamen boş bir fantezidir (Paker, 2025a).

Mutlak butlan kararı, zaten olmayan Demokratik Toplum sürecini gölgelemeye yönelik bir adım değildir. Tam tersine, sanki böyle bir Demokratik Toplum süreci varmış gibi bir izlenim vermek, otokratik iktidarın nasıl itaat yörüngesi mekanizmalarıyla çalıştığını örtme riski taşıyabilir.

Kavala, Demirtaş, İmamoğlu ve son olarak Özel, iktidarın dayattığı bu itaat yörüngesine girmeyi reddettikleri için bu durumdalar. Kendi yasalarına ve anayasasına uymayan otokratik bir iktidarla fiilen yalnızca negatif barış müzakereleri yapan KSH’nin, gelinen noktada en önem verdiği konunun “Öcalan’ın statüsü” olduğunu basından izliyoruz. KSH bilmelidir ki Öcalan’a bugün hangi statü verilirse verilsin, mevcut otokratik iktidar sürdüğü sürece biri hariç hiçbir statü kalıcı olamayacaktır. Mevcut iktidar için tek kalıcı statü itaat/sadakat statüsüdür. Diğer bütün statüler, hukuk normları kolayca devre dışı bırakılabildiği için hızlıca değiştirilebilir (Paker, 2025b).

Öcalan, KSH ve DEM Parti, iktidarla sadece negatif barış konusunda müzakere yaptığını; ancak demokratik normlar, demokratikleşme ve faşizan gidişata dur deme konularında diğer parçalarla birlikte ödünsüz bir demokratik cephe içinde yer aldığını veya bu cepheyi oluşturmak istediğini açıklarsa ve bunun eylemsel gerekliliklerini yerine getirirse, statü meselesi çok daha hızlı netleşebilir.

CHP düşürülebilirse herkes her an düşürülebilir

Sahiden demokrasi derdi olan bütün siyasi odakların ve bütün yurttaşların, mutlak butlan veya başka tür manipülasyonlarla ana muhalefet partisi olan CHP’nin düşürülmesi, felç edilmesi durumunda, herkesin her an düşürülebileceğini ve uzun bir süre Türkiye’de iktidar değişimi olamayacak bir rejim düzeyine ulaşılacağını idrak etmesi ve buna uygun konumlanması gerekiyor. Durum zaten çok ciddiydi; artık daha da ciddi.

 

www.muratpaker.com

www.psikopolitik.com

 

İletişime Geçin | Contact Me

Benimle iletişime geçmek için aşağıdaki formu doldurabilirsiniz.
-
You can fill out the form below to contact me.

PAYLAŞ - SHARE