“Süreç”te Ara Muhasebe (4): Yeni Parti Ne Kadar Yeni Olabilecek?
Kürt Meselesi, Demokrasi, Yeni Parti
Öne Çıkan Yazılar | Featured Articles
Dem Parti, Kürt Meselesi, Demokrasi, Yeni Parti
“Süreç”te Ara Muhasebe (5): Demokrasi İttifakı Kurulabilir Mi?
Kürt Meselesi, Demokrasi, Yeni Parti
“Süreç”te Ara Muhasebe (4): Yeni Parti Ne Kadar Yeni Olabilecek?
Kürt Meselesi, Psiko-politik, Travma, Yüzleşme, Ermeni Meselesi
Türkiye’nin Yüzleşme Meselesi: Neyle Ve Nasıl?
S. Murat Paker
(*) Bu makale ilk olarak 28 Eylül 2026 tarihinde Yeni Arayış web dergisinde yayınlanmıştır.
Özet
Bu makale, “Süreç’te Ara Muhasebe” dizisinin dördüncü yazısı olarak, Kürt meselesi ve demokratikleşme bağlamında Yeni Parti’nin karşı karşıya olduğu temel siyasal sınavları ele almaktadır. Yazıda önce partinin kadro dayanıklılığı, sınıf siyaseti, sosyolojik genişleme ve Kürt meselesi olmak üzere dört temel sınavı tartışılmakta; ardından özellikle Kürt meselesinin partinin gerçekten ne kadar yeni olabileceğini gösteren başlıca alanlardan biri olduğu savunulmaktadır. Yeni Parti ile Kürt Siyasi Hareketi’nin hukuka dönüş, negatif barış ve genel demokratikleşme taleplerinde önemli ölçüde ortaklaştığı; asıl ayrışmanın ise eşit yurttaşlık, anadil, yerel yönetimler ve geçmişle yüzleşme gibi pozitif barış başlıklarında ortaya çıktığı gösterilmektedir. Makale, restorasyoncu bir çizgi ile kurucu-demokratik bir hat arasındaki farkı vurgulayarak, Yeni Parti’nin Türk-merkezli devlet ve vatandaşlık anlayışından ne ölçüde uzaklaşabileceğini temel bir ölçüt olarak ele almaktadır. Sonuçta, eşit yurttaşlığa dayalı çoğulcu bir Demokratik Cumhuriyet ve kapsayıcı yeni bir “biz” tahayyülünün önemi vurgulanmaktadır.
Anahtar kelimeler: Yeni Parti, Kürt meselesi, Kürt Siyasi Hareketi, eşit yurttaşlık, pozitif barış, Demokratik Cumhuriyet, imtiyaz, demokratikleşme, restorasyon, Türkiyelilik
x x x x x
Giriş: Şimdi sıra Yeni Parti’de
Bu serinin ilk üç makalesinde Süreç’i üç açıdan değerlendirdim. İlkinde, Çerçeve Yasa’nın PKK’nin silahsızlanması ve çatışmanın sona ermesi bakımından önemli bir negatif barış imkânı yarattığını, ancak Kürt meselesinin pozitif barış temelinde çözümüne veya Türkiye’nin genel demokratikleşmesine dair bir perspektif içermediğini tartıştım (Paker, 2026c). İkincisinde, negatif barış ile demokratikleşmenin birbirinden ayrılması gerektiğini; otokratik rejimlerin çatışmayı sona erdirirken bazı sınırlı pozitif barış adımları atabileceğini, fakat bunların demokratikleşmeden çok rejimin konsolidasyonuna hizmet edebileceğini savundum (Paker, 2026d). Üçüncü makalede ise Kürt Siyasi Hareketi’nin (KSH) negatif barış için mevcut iktidarla müzakere etmesinin gerekli ve meşru olduğunu, ancak demokratikleşmeyi bu müzakerenin doğal bir devamı gibi görmesinin önemli bir açmaz yarattığını ve demokratikleşmenin ancak tüm demokratik dinamiklerin ortak mücadelesini gerektireceğini ele aldım (Paker, 2026e).
Tabii ki ortak demokratik zeminin kurulmasının sorumluluğu yalnızca KSH’ye ait değil. Şimdi sıra, CHP butlanlanınca oradan kopup yeni ana muhalefet partisi haline gelen ve mevcut durumda Türkiye’deki en büyük ve en etkin demokrasi dinamiği olarak nitelenebilecek Yeni Parti’ye bakmaya geldi. Üstelik Yeni Parti’nin Süreç ve Kürt meselesindeki sınavı, daha genel bir dönüşüm sorunundan ayrı düşünülemez: Eski CHP’nin tarihsel, ideolojik ve örgütsel handikaplarından ne ölçüde kurtulabilecek; daha geniş toplumsal kesimlerle sahici bağlar kurabilen yeni bir siyasal aktöre ne ölçüde dönüşebilecek? Bu bakımdan Kürt meselesi, karşısındaki sorunlardan yalnız biri değil, Yeni Parti’nin ne kadar yeni olabileceğini gösteren başlıca turnusol kâğıtlarından biri olarak görülebilir.
Yeni Parti’nin önündeki dört büyük sınav
Yeni Parti’nin gerçekten yeni bir partiye dönüşebilmesinin önünde en azından dört büyük sınav var. İlk üçüne kısaca değinip, bu makalenin asıl konusu olan dördüncüsünü, yani Kürt meselesini daha ayrıntılı ele alacağım.
Kadro ve siyasal dayanıklılık sınavı
CHP’den seçildikten sonra partiden ayrılan, AKP’ye geçen veya parti içindeki müdahalelerde rol alan belediye başkanları, meclis üyeleri ve eski yöneticiler, çok önemli bir örgütsel soruna işaret ediyor. Mutlak butlan operasyonu bu kırılganlığı daha da görünür kıldı (Paker, 2026b); sonrasında CHP’den AKP’ye geçen yerel yöneticilerin sayısı da dikkat çekici biçimde arttı (Özgenç, 2026). Dile kolay, bu partinin 13 yıl genel başkanlığını yapmış bir kişi, bütün toplumla alay edercesine yıllardır “mücadele” ettiği otokratik rejimle işbirliği içinde kendi partisine karşı kurulmuş olan komplonun gönüllü katılımcısı oldu.
Mesele yalnızca tek tek kişilerin ihaneti değil. Asıl mesele, eski CHP’nin aday ve yönetici seçme mekanizmalarının otokratik bir rejimin ödül, tehdit ve baskı araçlarına ne kadar dayanıklı kadrolar üretebildiği ve bu kadar çok çürük üst düzey kadroya nasıl yer verebildiğidir. Yeni Parti’nin ilk sınavlarından biri, kariyerizm ve yerel çıkar ağlarına daha az açık, kişilerden çok demokratik ilkelere bağlı kadrolar ve bunları seçip denetleyecek parti-içi mekanizmalar oluşturabilmektir.
Sınıf siyaseti sınavı
Yeni Parti’nin sosyalist bir partiye, hatta sol-sosyal demokrat bir partiye dönüşmesini beklemek Türkiye koşullarında gerçekçi değil. Ama ekonomik kriz bu kadar kronikleşmişken, zengin-yoksul uçurumu bu kadar açılmışken, ciddi bir merkez veya merkez-sol parti bile ekonomik eşitsizlik, yoksulluk, emek ve bölüşüm meselelerini tali gündemler olarak ele alamaz. Ücretliler, emekliler, güvencesiz çalışanlar ve temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanan geniş kesimler açısından demokrasi, yalnızca yargı bağımsızlığı ve serbest seçim değildir.
Dolayısıyla ikinci sınav, hukuk devleti muhalefetini gelir ve servet eşitsizliklerini hedef alan güçlü bir sosyal adalet programıyla birleştirebilmektir. Sosyal hakların “yardım” değil, yurttaşlık hakkı olarak görülmesi yönündeki arayışlar ancak bütünlüklü bir sosyo-ekonomik programa dönüşürse anlamlı olacaktır.
Sosyolojik genişleme sınavı
Üçüncü sınav, eski CHP’nin tarihsel olarak en fazla mesafe yaşadığı iki büyük toplumsal kesimle ilgili: muhafazakâr-dindar hayat tarzına sahip olanlar ve Kürtler. Muhafazakâr kesimlerle kalıcı bir ilişkinin yolu, eski laikçilik reflekslerinden değil, inançlara saygılı bir sekülerlikten, sosyal adalet politikasından ve bu kesimlerin parti içinde görünür temsilinden geçebilir. Eski CHP son yıllarda bu alanda belirli mesafeler kat etti; Yeni Parti açısından mesele bunu geçici seçim ilişkilerinin ötesine taşımaktır.
Kürtlerle ilişki ise daha zor bir sınavdır. Çünkü burada yalnızca farklı bir hayat tarzıyla ilişki kurmak değil, Cumhuriyet’in vatandaşlık, kimlik ve devlet anlayışının ürettiği eşitsizliklerle ve egemen Türk kimliğinin tarihsel imtiyazlarıyla yüzleşmek söz konusudur.
En kritik sınav: Kürt meselesi
Bu nedenle Kürt meselesi dört sınavdan yalnızca biri değildir. Yeni Parti’nin kadro yapısını güçlendirmesi, sosyal demokrat programını derinleştirmesi ve toplumsal tabanını genişletmesi önemlidir; ancak Kürt meselesi bunların ötesinde, partinin devlet, vatandaşlık, ulusal kimlik, eşitlik ve Demokratik Cumhuriyet hakkında eski CHP’den ne ölçüde farklı düşünebildiğini gösterecektir. Bundan sonraki bölümlerde ağırlığı bu sınava vereceğim.
CHP’nin tarihsel bagajı: Eşitlik değil imtiyaz sorunu
Yeni Parti’nin Kürt meselesindeki asıl sınavı, Kürtlere ne kadar taviz vereceği değil, içinden çıktığı eski CHP’nin de kurucu aktörü olduğu Türk-merkezli devlet ve vatandaşlık anlayışından ne ölçüde uzaklaşabileceğidir.
Daha önce tartıştığım gibi, Türk-Kürt meselesinin bam tellerinden biri imtiyaz-eşitlik meselesidir. Cumhuriyet’in vatandaşlık, eğitim, tarih anlatısı ve kamusal dil düzeni Türk kimliği ve Türkçe etrafında kurulmuş; Türkiyeli Türklerin çoğunluğu ise bunu bir imtiyaz sistemi olarak değil, doğal ve tarafsız bir norm olarak deneyimlemiştir. Bu nedenle Kürtlerin eşit yurttaşlık, anadil veya kamusal tanınma talepleri kolaylıkla “fazladan hak” istemek gibi algılanabilmektedir. Eşitlenme de çoğu zaman bir hak genişlemesinden çok alışılmış merkezî konumun kaybı olarak yaşanabilmektedir (Paker, 2025a, 2025b).
Yeni Parti’nin gerçekten yeni olması, Kürtleri mevcut Türklük tanımının içine daha hoşgörülü bir biçimde dahil etmekten fazlasını gerektiriyor. Türklerin Türk, Kürtlerin Kürt ve diğer grupların kendi kimlikleriyle yaşayabildiği, bunların üzerinde hiçbir etnik kimliğe imtiyaz tanımayan ortak bir yurttaşlık zemini kurabilmek gerekiyor. Bu açıdan Türk olmak ile Türkiyeli olmak rakip kimlikler olmak zorunda değil. Biri etnik-kültürel aidiyeti, diğeri ise ortak siyasal üyeliği tanımlayabilir (Paker, 2025c, 2025d).
Eski CHP’nin tarihsel handikaplarından biri, devleti demokratikleştirilmesi gereken bir iktidar aygıtı olarak değil, korunması gereken kurucu bir değer olarak görmeye yatkın olmasıydı. Yeni Parti’nin Kürt meselesindeki yenilik sınavı da burada başlıyor. Eski devlet ezberlerini mi sürdürecek, yoksa vatandaşlık ve devleti eşitlik temelinde yeniden düşünmeye mi yönelecek?
Nerede birleşiyorlar, nerede ayrışıyorlar?
Yeni Parti ile KSH arasındaki mesafeyi somutlaştırmak için Süreç’teki talepleri dört kümeye ayırmayı faydalı buluyorum: hukuka dönüş/güven artırıcı adımlar, negatif barış, genel demokratikleşme ve Kürt meselesine özgü pozitif barış (Paker, 2025f).
İlk kümede iki taraf arasındaki mesafe oldukça dar. AYM ve AİHM kararlarının uygulanması; ilgili yargı kararları doğrultusunda Demirtaş, Kavala, Atalay ve arkadaşlarının tahliye edilmesi; kayyum uygulamasına son verilmesi gibi konular esas olarak mevcut hukuk düzenine uyulmasını gerektiriyor ve Yeni Parti ile KSH burada büyük ölçüde aynı zeminde (ve birlikte otokratik rejimin karşısında) duruyor.
Negatif barışta da temel hedef açısından belirgin bir ayrışma yok. PKK’nin silah bırakması ve Türkiye’ye yönelik silahlı mücadelenin sona ermesi Yeni Parti, KSH ve mevcut otokratik iktidarın ortaklaştığı bir başlık. Hukuki düzenlemeler, infaz, geri dönüşler ve statü gibi ayrıntılarda farklılıklar bulunsa da, temel hedef ortak; toplumdaki en geniş mutabakat da bu alanda ortaya çıkıyor (Paker, 2025f).
Genel demokratikleşmede Yeni Parti ile KSH’nin ortak zemini yine oldukça geniş: yargı bağımsızlığı, ifade ve örgütlenme özgürlüğü, Terörle Mücadele Kanunu’nun demokratik standartlara çekilmesi, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi ve iktidarın serbest seçimlerle el değiştirebilir olması. Bu başlıklarda iki hareketin demokratik çıkarları ve pozisyonları önemli ölçüde örtüşüyor.
Asıl açı, Kürt meselesine özgü pozitif barış taleplerinde açılıyor. Vatandaşlık tanımının yeniden düzenlenmesi, Kürtçenin kamusal statüsü ve anadilde eğitim, geçmişteki ağır hak ihlallerini araştıracak bir Hakikat ve Adalet Komisyonu ve yerel yönetimlerin Kürtlerin siyasal-kültürel özneleşmesini de güçlendirecek biçimde yeniden düzenlenmesi gibi başlıklarda KSH ile Yeni Parti arasındaki mesafe hâlâ belirgin. Toplum düzeyindeki en büyük Türk-Kürt görüş farkları da bu alanda ortaya çıkıyor (Paker, 2025f).
Dolayısıyla Yeni Parti açısından zor sınav, negatif barışı desteklemek veya KSH ile ortak demokratik talepler dile getirmek değil; eşitlenmenin en tartışmalı başlıklarını meşru bir siyasal tartışmanın parçası haline getirip getiremeyeceği ve tabanını bu yönde dönüştürüp dönüştüremeyeceği. Eski CHP’den ne ölçüde farklılaşabileceği de en fazla burada görülecek.
Restorasyon mu, yoksa kurucu-demokratik bir hat mı?
Seçimlere doğru giderken Yeni Parti’nin önünde kabaca iki siyasal hat beliriyor. İlki, sağındaki milliyetçi-güvenlikçi partiler ve seçmenlerle ilişkiyi önceleyen; Kürt meselesinde eski devlet reflekslerine yakın duran ve demokratikleşmeyi esas olarak mevcut otokratik rejimin aşırılıklarının giderilip eski kurumsal düzenin onarılması şeklinde kavrayan bir restorasyon hattı. Bu çizgi bazı milliyetçi-muhafazakâr kesimlerle ilişkiyi kolaylaştırabilir; buna karşılık Kürtler, sol-demokrat kesimler ve daha köklü bir demokratik dönüşüm arayanlarla mesafeyi artırabilir. Sorun yalnızca son yıllarda tahrip edilen kurumlar değil tabii ki; eski rejim de ciddi ölçüde defoluydu; eşit yurttaşlık, Kürt meselesi ve çoğulculuk bakımından ciddi yapısal sorunlar taşıyordu (Paker, 2026a). Yeni Parti’nin bu işleri düşünürken bir an bile aklından çıkarmamasında fayda olan temel bir hakikat şudur: Mevcut otokratik rejimden önceki eski rejim, Türkiyeli Türklerin önemli bir kısmı, belki çoğunluğu için bugüne göre daha ferah, daha tercih edilebilir, daha demokratik olarak görülebilse de Türkiyeli Kürtler için iki rejim arasındaki fark, eşitlik ve haklar açısından yok denecek kadar azdır. Türkiyeli Türklerin çoğu mevcut otokratik rejimde haklı olarak hukuksuzluktan yakınmaktadır; ancak hukuksuzluktan yakınma durumunun Kürtler için herhangi bir yeniliği yoktur. Neredeyse tüm Cumhuriyet tarihi boyunca, açık veya örtük olarak, bir olağanüstü hâl rejiminde yaşamışlardır. Dolayısıyla eski rejime dönme vaadinin Kürtler açısından hiçbir cazibesi yoktur.
İkinci hat, Yeni Parti’nin KSH, sol-sosyalist partiler, demokratik-muhafazakâr çevreler ve toplumsal hareketlerle birlikte daha geniş bir demokratik Türkiye ittifakı kurabilmesidir. Burada söz konusu olan ideolojik birleşme değil; farklı aktörlerin hukuk devleti, temel özgürlükler, sosyal adalet, eşit yurttaşlık ve barış gibi ortak demokratik ilkeler etrafında yan yana gelebilmesidir. Kent Uzlaşısı bunun sınırlı bir örneğini göstermişti (Paker, 2026b).
Böyle bir ortaklığın en büyük iki siyasal bileşeni Yeni Parti ve KSH olacaktır. Fakat her ikisinin de bugünkü halleriyle buna ne kadar hazır oldukları tartışmalıdır. Bir önceki makalede KSH açısından temel sorunun, negatif barış için iktidarla yürüttüğü zorunlu müzakereyi Türkiye’nin demokratikleşmesinin ana güzergâhı gibi görmemesi olduğunu tartışmıştım (Paker, 2026e). Yeni Parti açısından ayna görüntüsündeki soru ise şudur: Eski CHP’nin devletçi ve Türk-merkezli bagajını ne ölçüde aşarak KSH’yi yalnızca seçim dönemlerinde ihtiyaç duyulan bir destek kaynağı değil, eşit bir demokratik aktör ve ortak olarak görebilecek?
Mesele iki hareketin her konuda anlaşması değil; ciddi farklılıklarını korurken ortak bir demokratik zemin üretip üretemeyecekleri.
Yeni Parti gerçekten ne kadar yeni olabilecek?
Yeni Parti’nin “yeni”liği, eski CHP’nin daha genç ve daha dinamik bir versiyonuna dönüşmesinden çok, Türkiye’nin demokratikleşmesini bir restorasyon değil, büyük ölçüde bir kuruluş meselesi olarak görebilmesine bağlı. Çünkü geri dönülecek bir demokratik cumhuriyet hiçbir zaman olmadı. Çok partili seçimler ve önemli demokratik kazanımlar yaşanmış olsa da, Kürtlerin, Alevilerin, gayrimüslimlerin ve diğer kesimlerin eşit yurttaşlığı hiçbir zaman tam olarak kurulamadı (Paker, 2026a).
Bunun Kürt meselesindeki karşılığı, eşitlenmenin kimi tarihsel imtiyazları sorgulamayı gerektirdiğini kabul edebilmektir. İmtiyazın önemli özelliklerinden biri, imtiyazlı grup tarafından imtiyaz olarak değil, hayatın doğal düzeni olarak yaşanmasıdır. Bu nedenle eşitlik talepleri kolaylıkla mevcut çoğunluğun bir şey kaybetmesi biçiminde algılanabilir (Paker, 2025a, 2025b). Yeni Parti’nin aşması gereken zihinsel eşiklerden biri tam da budur.
Aynı nedenle kimlik meselesini “Türk mü, Kürt mü?” ikiliğine hapsetmeyen bir ortak yurttaşlık anlayışına ihtiyaç var. Türklerin Türk, Kürtlerin Kürt ve diğer grupların kendi kimlikleriyle yaşayabildiği; bunların üzerinde ise hiçbir etnik kimliğe imtiyaz tanımayan ortak bir siyasal üyelik zemini mümkündür. Türkiyelilik fikrini daha önce bu anlamda, Türklüğü veya Kürtlüğü silen bir üst kimlik değil, bunların eşit biçimde birlikte yaşayabilecekleri ortak bir yurttaşlık alanı olarak tartışmıştım (Paker, 2025d).
Bunun bir başka boyutu, Türk ve Kürt toplumlarının hâkim söylemlerinin dışında, her iki tarafın korkularını, tarihsel yaralarını ve meşru taleplerini hesaba katan ortak bir demokratik söylem üretebilmektir (Paker, 2025e). Yüzleşme de bunun parçasıdır. İnkâr, asimilasyon, zorunlu göçler, faili meçhuller ve diğer ağır hak ihlalleri yalnızca KSH’nin “kendi tarihi” olarak bırakılırsa, ortak demokratik bir hafıza kurulamaz. Yeni Parti’nin kurucu devlet geleneğiyle arasına eleştirel bir mesafe koyarak Hakikat ve Adalet Komisyonu gibi araçları ciddiyetle tartışabilmesi, gerçek yenilenmenin önemli göstergelerinden biri olacaktır. Bunun psiko-politik karşılığı, farklı kimlikleri bastırmadan kapsayabilecek yeni bir BİZ’in kurulabilmesidir.
Kısacası, Yeni Parti’nin yeniliği, devletin eski ezberlerinden, Türk-merkezli vatandaşlık anlayışından ve salt restorasyonculuktan ne ölçüde uzaklaşabildiğiyle değerlendirilecektir.
Sonuç: Yeni olmak ne demek?
Yeni Parti’nin ne kadar yeni olacağını, yalnızca AKP-MHP iktidarına ne kadar sert muhalefet ettiği belirlemeyecek. Kadro yapısını sağlamlaştırması, sosyal demokratlığı ciddi bir sınıf siyasetiyle doldurması ve muhafazakâr-dindar kesimlerle kalıcı bağlar kurması önemli; fakat en zor sınavı Kürt meselesinde eski devletçi ve Türk-merkezli ezberlerden ne ölçüde çıkabileceği. Bütün bunlar, Yeni Parti’nin kendi içinde ve demokratik ittifak adaylarıyla birlikte Türkiye toplumu için nasıl bir yeni BİZ tanımlayabileceğinde düğümleniyor. Bütün yurttaşların gönüllü olarak içinde hissedebilecekleri, hiçbir parçayı ittirip dışlamayan, kapsayıcı yeni bir BİZ tanımına büyük ihtiyaç var; bu artık karından konuşarak ertelenebilecek bir ihtiyaç değil. Çünkü Türkiye’nin ihtiyacı yalnızca mevcut otokratik rejimin sona ermesi değil, eşit yurttaşlığa dayalı, çoğulcu ve sosyal bir Demokratik Cumhuriyet’in kurulabilmesi (Paker, 2026a, 2026b).
Demokratikleşme için Yeni Parti ve KSH’nin birbirlerine ihtiyaçları var; ancak sahici bir temas ve etkileşim kurabilmeleri için hızla birer engeli aşmaları gerekiyor. KSH’nin İmralı-devlet ilişkisini Türkiye’nin demokratikleşmesinin ana güzergâhı gibi görmeden ortak demokratik mücadeleye yönelmesi gerekiyor (Paker, 2026e). Yeni Parti’nin sınavı ise eski CHP’nin devletle özel tarihsel ilişkisini ve Türk-merkezli vatandaşlık tahayyülünü aşarak KSH ve diğer demokratik güçlerle eşit bir zeminde ilişki kurabilmek ve Türkiye toplumu için yeni bir BİZ tanımlayabilmek. Yeni Parti açısından belirleyici soru, iktidarın negatif barışla sınırlı yaklaşımını aşan bütünlüklü bir pozitif barış programı geliştirip geliştiremeyeceğidir.
İki hareketin her konuda anlaşması gerekmiyor. Ama birbirlerinin meşru demokratik taleplerini tanıyıp ortak bir Demokratik Cumhuriyet zemini üretme kapasiteleri, hem Süreç’in geleceğini hem de kendi dönüşümlerinin sınırlarını belirleyecek.
Kaynaklar
Özgenç, Ö. (2026, 10 Eylül). Mutlak butlandan sonra CHP’de kalan belediye başkanları AKP’ye geçiyor. Medyascope.
Paker, M. (2025a, 1 Haziran). İmtiyaz psikolojisi bağlamında Türk-Kürt meselesi (1). Yeni Arayış.
Paker, M. (2025b, 19 Haziran). İmtiyaz psikolojisi bağlamında Türk-Kürt meselesi (2). Yeni Arayış.
Paker, M. (2025c, 28 Temmuz). “Süreçte” üç farklı kimlik vizyonu. Yeni Arayış.
Paker, M. (2025d, 5 Ağustos). Matematiğin kümeler teorisinden psikolojinin kimlik teorisine: Türkler, Kürtler, Türkiyeliler. Yeni Arayış.
Paker, M. (2025e, 5 Ekim). “Süreçte” üç farklı söylem dairesi. Yeni Arayış.
Paker, M. (2025f, 15 Ekim). “Süreçteki” talepler ve toplumdaki onay düzeyleri. Yeni Arayış.
Paker, M. (2026a, 8 Mayıs). Kısa değinmeler: Özgür Özel ve Selahattin Demirtaş. Yeni Arayış.
Paker, M. (2026b, 5 Haziran). Mutlak butlanın ardındaki rejim mimarisi: Emperyal-feodal vizyon, CHP ve Demokratik Cumhuriyet arayışı. Yeni Arayış.
Paker, M. (2026c, 31 Ağustos). “Süreç”te ara muhasebe (1): Çerçeve Yasa ve negatif barış. Yeni Arayış.
Paker, M. (2026d, 9 Eylül). “Süreç”te ara muhasebe (2): Barış – Demokrasi gerilimi. Yeni Arayış.
Paker, M. (2026e, 17 Eylül). “Süreç”te ara muhasebe (3): Kürt Siyasi Hareketi’nin demokratikleşme açmazı. Yeni Arayış.